Gölge Diyarı ve Renkler

Mert ve Selin kardeşler, el feneriyle oynarken Gölge Diyarı'na düşerler

Gölge Diyarı ve Renkler

Bir varmış bir yokmuş... Renklerin dans ettiği, güneşin pırıl pırıl parladığı gerçek dünyada, Mert adında meraklı bir abi ve Selin adında hayalperest bir kız kardeş yaşarmış. Bir akşam elektrikler kesilmiş. Mert hemen sarı el fenerini kapmış. İki kardeş, çarşaflardan yaptıkları çadırın içine girip elleriyle duvarda gölge oyunları yapmaya başlamışlar. Tavşan yapmışlar, kurt yapmışlar, kuş yapmışlar...

Mert, elleriyle kocaman bir kapı şekli yapmış. Selin, "Keşke bu kapı açılsa," demiş ve şakacıktan kapı kolunu çevirir gibi yapmış. İşte o an, "Vuuuup!" diye bir rüzgar esmiş ve çocuklar kendilerini bir anda Gölge Diyarı'nda bulmuşlar!

Burası çok acayipmiş! Burada kırmızı, mavi, yeşil yokmuş. Her şey siyah, gri ve beyazmış. Ağaçlar kağıttan kesilmiş gibi kapkaraymış, gökyüzü duman rengiymiş. Mert kendi üzerine bakmış; o çok sevdiği çizgili tişörtü bile gri olmuş! Selin'in puantiyeli elbisesi ise siyah-beyazmış.

Çocuklar şaşkınlıkla etrafa bakınırken, ayaklarının dibinde bir hareketlilik olmuş. Bu, simsiyah, yassı ama çok sevimli bir Gölge Kediymiş. Gölge Kedi konuşmuyormuş ama şekilden şekle girerek onlara bir şeyler anlatıyormuş. Önce bir soru işareti şeklini almış, sonra onları takip etmeleri için bir ok işareti olmuş.

Mert, "Korkma Selin, bu kedicik bize yardım etmek istiyor," demiş ve el fenerini sıkıca tutmuş. Gölge Kedi önde, çocuklar arkada yürümeye başlamışlar. Yolda, binaların gölgeleri onlara el sallıyor, kuş gölgeleri sessizce uçuyormuş. Buradaki herkes çok nazikmiş ama hepsi "ışığa" hasretmiş.

Gölge Kedi onları, şehrin ortasındaki Gri Kule'ye götürmüş. Kulenin tepesinde yaşlı bir Gölge Bilgesi oturuyormuş. Bilge, duman gibi süzülerek çocukların yanına gelmiş. Sesi rüzgarın uğultusu gibiymiş:
"Hoş geldiniz Işık Çocukları. Burası, ışığın arkasında kalanların dünyasıdır. Biz renkleri bilmeyiz, sadece şekilleri biliriz."

Selin, "Biz evimizi, renklerimizi özledik. Nasıl döneceğiz?" diye sormuş.
Gölge Bilgesi gülümsemiş (yani yüzündeki beyaz çizgi kıvrılmış): "Gölge olmadan ışık, ışık olmadan gölge olmaz. Sizin elinizde bu diyarın en güçlü anahtarı var." Bilge, Mert'in elindeki El Fenerini işaret etmiş. "Işığı doğru yere yansıtırsanız, kapı açılır."

Mert anlamış! El fenerini açmış. O kapkaranlık dünyada fenerin ışığı bir yıldız gibi parlamış. Gölge Kedi hemen bir ayna şekline dönüşmüş. Mert ışığı kediye tutmuş, kedi ışığı kuleye yansıtmış, kule gökyüzüne... Ve gökyüzünde, çocukların odasındaki o çarşaf çadırın girişi belirmiş! O girişten içeriye rengarenk ışıklar süzülüyormuş.

Gölge Bilgesi ve Gölge Kedi onlara el sallamış. "Işığınız hiç solmasın, gölgeleriniz hep sizi takip etsin," demişler.
Mert ve Selin, el ele tutuşup o ışıklı kapıdan "Hooop!" diye atlamışlar.

Gözlerini açtıklarında kendi odalarındaymışlar. Elektrikler gelmiş! Mert'in tişörtü yine rengarenk, Selin'in elbisesi kıpkırmızıymış. İkisi de gülümseyerek duvarda duran kendi gölgelerine bakmışlar ve onlara gizlice el sallamışlar.

Gökten üç siyah-beyaz tüy düşmüş: Biri maceracı Mert'in fenerine. Biri renkleri seven Selin'in saçına. Biri de gölgelerin aslında ne kadar dost canlısı olduğunu anlayan çocukların hayallerine.

Paylaş

Tepkiniz Nedir?

Beğendim Beğendim 17
Beğenmedim Beğenmedim 6
Sevdim Sevdim 17
Güldüm Güldüm 3
Kızdım Kızdım 2
Üzüldüm Üzüldüm 2
Şaşırdım Şaşırdım 1