Uzak Şehir Masalı

Uzak Şehir'den gelen Güneş Öğretmen, karanlık bir köye atanır.

Uzak Şehir Masalı

Bir varmış bir yokmuş... Dağların ardında, gökdelenlerin bulutlara değdiği, robotların sokakları temizlediği, geceleri her yerin gündüz gibi aydınlandığı teknoloji harikası "Uzak Şehir" varmış. Bu şehirde yaşayan, bilimi ve keşfetmeyi çok seven Güneş Öğretmen, şehrin en konforlu okulunda çalışıyormuş. Ama o, bu rahatlığı bırakıp, haritalarda bile zor bulunan, unutulmuş Karanlık Vadi Köyü'ne gitmeye karar vermiş.

Güneş Öğretmen, parlak ışıklı Uzak Şehir'den otobüse binmiş. Yollar uzamış, binalar küçülmüş, asfalt bitmiş ve sonunda tozlu yolları olan, akşam olunca zifiri karanlığa gömülen o köye varmış. Köyde evler eskiymiş, okulun çatısı akıyormuş. Köyün en zeki ama imkansızlıklar yüzünden üzgün çocuğu Süleyman, öğretmeni karşılamış:

 "Hoş geldiniz öğretmenim. Ama burası Uzak Şehir'e benzemez. Burada ne ışık var, ne temiz suyumuz var, ne de güzel parklar. Biz dünyadan geride kaldık," demiş boynunu bükerek.
Güneş Öğretmen, bavulundan parlayan bir "Bilim Küresi" çıkarmış ve Süleyman’ın çenesini hafifçe yukarı kaldırmış:

 "Süleyman, Uzak Şehir'i şehir yapan binaları değil, içindeki insanların bilgisidir. Eğer istersek, o şehrin kalitesini buraya, ayaklarınıza getirebiliriz!"
Ertesi gün büyük değişim başlamış. Güneş Öğretmen, köylülere sadece okuma yazma değil, mühendislik öğretmeye karar vermiş.

 "Karanlıkta ders çalışılmaz," demiş. "Okulumuzun çatısına güneş panelleri kuracağız, güneşten elektrik üreteceğiz!"
Köylüler şaşırmış ama Süleyman ve arkadaşları heyecanla yardım etmiş. Eski okulun çatısına, parıl parıl parlayan paneller yerleştirilmiş. Akşam olduğunda, okulun lambaları Uzak Şehir'deki gibi "Işıl ışıl" yanmış!
Ama işleri bitmemiş. Süleyman, "Öğretmenim, dere suyumuz çok çamurlu, içemiyoruz," demiş.

Güneş Öğretmen hemen kolları sıvamış. Sınıfı bir laboratuvara çevirmişler. Borular, filtreler ve çarklar kullanarak köy meydanına dev bir "Su Arıtma Sistemi" kurmuşlar. Artık çeşmelerden "şırıl şırıl" tertemiz, pırıl pırıl sular akıyormuş. Tarlalar ise Süleyman'ın tasarladığı otomatik fıskiyelerle sulanmaya başlamış.
Köydeki değişim o kadar büyükmüş ki, artık burası eski karanlık köy değilmiş. Sokaklar düzenli taşlarla döşenmiş, her evin kapısında güneş enerjili lambalar yanıyormuş. Köy, tıpkı Uzak Şehir gibi sistemli, temiz ve modern olmuş.

Bir yıl sonra, Uzak Şehir'den müfettişler köye gelmiş. Gördükleri karşısında gözlükleri burunlarından düşmüş! "Burası bir köy mü, yoksa küçük bir Uzak Şehir mi? Bu teknolojiyi nasıl kurdunuz?" diye sormuşlar.
Süleyman öne çıkmış, yanındaki sarı kedi Karamel'i kucağına almış ve gururla şöyle demiş: "Burası bizim Işıklı Bilim Köyümüz. Güneş Öğretmen bize binaları değil, vizyonu getirdi. Biz de çok çalıştık."

Köy halkı anlamış ki; kalite ve medeniyet uzakta değil, eğitimin ve emeğin olduğu her yerdeymiş.
Gökten üç ışık hüzmesi düşmüş: Biri bilgisini taşıyan Güneş Öğretmen'e. Biri köyünü bir şehre dönüştüren azimli Süleyman'a. Biri de bilimin gücüne inanan tüm çocuklara.

Paylaş

Tepkiniz Nedir?

Beğendim Beğendim 27
Beğenmedim Beğenmedim 8
Sevdim Sevdim 18
Güldüm Güldüm 2
Kızdım Kızdım 0
Üzüldüm Üzüldüm 4
Şaşırdım Şaşırdım 2