Merhamet Sevgi Getirir
Hayvanlara saygı gösterilmeyen, Taş Şehir'de küçük Ömer, kendi elleriyle yaptığı su kaplarıyla bir iyilik hareketi başlatır.
Bir varmış bir yokmuş... Evvel zaman içinde, binaları taştan, yolları taştan ve ne yazık ki insanlarının kalbi de birazcık taştan olan büyük bir şehir varmış. Bu şehrin insanları sabahtan akşama kadar sadece çalışır, altın biriktirir ve hep acele ederlermiş. Pazar yerinde esnaf, dükkanına yaklaşan kedileri "Pist! Git buradan!" diyerek kovar; pencerelerine konan kuşları "Kışt!" diyerek uçururmuş. Hayvanlara bir yudum su veren, bir kap yemek koyan kimsecikler yokmuş.
Bu şehirde Ömer adında, gözleri gökyüzü kadar temiz, kalbi sevgi dolu küçük bir çocuk yaşarmış. Ömer, insanların bu halini gördükçe çok üzülürmüş. Geceleri uyumadan önce dedesinin ona anlattığı o güzel İslami hikayeleri düşünürmüş. Dedesi hep, "Yavrum, Peygamber Efendimiz (s.a.v) şöyle buyurmuştur: Yeryüzündekilere merhamet edin ki, gökyüzündekiler de size merhamet etsin. Hayvanlar, Allah'ın bize emanet ettiği dilsiz kullarıdır," dermiş.
Ömer, bu gidişata bir dur demek, şehrin o sert kalbini yumuşatmak istemiş. Kumbarasındaki harçlıkları çıkarmış, gidip çömlekçi ustasından çeşit çeşit kilden yapılmış, içi çukur taslar almış. Eve gelip bu tasların üzerine rengarenk çiçekler çizmiş, içlerini temiz, serin suyla doldurmuş.
Ertesi sabah, güneş şehri ısıtmaya başladığında, Ömer elindeki su taslarıyla şehrin en kalabalık meydanına, büyük caminin avlusuna gitmiş. Tasları gölge yerlere, kedilerin ve köpeklerin ulaşabileceği köşelere; bazı küçük kapları da kuşlar için ağaç dallarına yerleştirmiş.
Çok geçmeden, susuzluktan yorgun düşmüş kediler ve kuşlar bu suları fark etmiş. Kana kana, sevinçle su içmeye başlamışlar. Ömer onları uzaktan izliyor, kalbinde büyük bir huzur hissediyormuş.
Ancak o sırada, pazarın en huysuz esnafı olan Hasbi Amca, dükkanının önüne konan su tasını görmüş. "Yine mi bu kediler! Kim koydu bu çanakları buraya, ayağıma takılacak!" diye bağırarak tası tekmelemek için ayağını kaldırmış. Ömer "Dur amca, yapma!" diyerek öne atılmış.
Tam o an, caminin kapısında şehrin herkes tarafından çok sevilen, sözü dinlenen, ak sakallı alimi Hasan Hoca belirmiş.
Hasan Hoca, gür ama şefkatli bir sesle: "Dur Hasbi Efendi!" demiş. "O tası tekmelemek, Rabbimizin rahmetini tekmelemektir!"
Bütün meydan sessizliğe bürünmüş. İnsanlar toplanmış. Hasan Hoca, minik Ömer'in yanına gitmiş, onun omuzlarından tutarak kalabalığa seslenmiş:
"Ey cemaat! Bu küçücük çocuk, bugün hepimize unutulmuş bir insanlık dersi veriyor. Bizler binalarımızı süsledik, kasalarımızı doldurduk ama Allah'ın sessiz kullarını unuttuk. Susuzluktan yanan bir köpeğe su verdiği için günahları affedilen o iyi insanın hikayesini ne çabuk unuttunuz? Bizim dinimiz merhamet dinidir. Şefkatin olmadığı yerde, bereket de olmaz!"
Hasbi Amca'nın yüzü kızarmış, başını öne eğmiş. Etraftaki insanlar da hatalarını anlamışlar. "Hocamız haklı, biz nasıl bu kadar katı yürekli olduk?" diye fısıldaşmışlar.
O gün Taş Şehir'de bir mucize gerçekleşmiş. İnsanlar evlerinden kap kap sular, artan yemekleri getirip sokak köşelerine bırakmışlar. Marangozlar, camilerin ve evlerin duvarlarına kışın kuşlar üşümesin diye o meşhur, sanat eseri gibi oymalı "Kuş Köşkleri" (Kuş Evleri) inşa etmeye başlamışlar.
Ömer'in başlattığı o küçük iyilik damlası, kocaman bir merhamet denizine dönüşmüş. Taş Şehir'in adı artık "Merhamet Şehri" olmuş. Sokaklarında kedilerin neşeyle gerindiği, kuşların şükür şarkıları söylediği, insanların birbirine gülümseyerek selam verdiği harika bir yer haline gelmiş.
Gökten üç su damlası düşmüş: Biri şehrin kalbini değiştiren cesur Ömer'e. Biri hakikati hatırlatan Hasan Hoca'ya. Biri de bütün canlılara sevgiyle ve şefkatle yaklaşan ahlaklı çocuklara.
Paylaş
Tepkiniz Nedir?
Beğendim
76
Beğenmedim
3
Sevdim
50
Güldüm
6
Kızdım
2
Üzüldüm
6
Şaşırdım
3
