Nasreddin Hoca ve Kaybolan Ay
Nasreddin Hoca kuyuya düşen ayı kurtarmaya çalışırken tüm köyü peşine takar. Bu tatlı masalda çocuklar sabrın ve gözlemin değerini keşfeder.
Bir varmış bir yokmuş, Akşehir'in taş sokaklarında, bir bilge yaşarmış: Nasreddin Hoca. Sırtındaki yamalı cübbesi, başındaki kocaman sarığı ve o meşhur sivri sakalıyla köyün en sevilen adamıymış. Her sabah eşeğine ters biner, çocuklara güler yüzüyle selam verir, sorularına öyle şakacı cevaplar verirmiş ki, kimse onun aslında ne kadar derin düşündüğünü fark etmezmiş. Hoca'nın en tatlı huyu, en karışık işleri bile bir gülümsemeyle çözmesiymiş. Bir dolunay gecesi, Hoca bahçesindeki kuyudan su çekmek için testisini sarkıtmış. Kova aşağı inip suya değdiğinde, "çıtırt" diye tatlı bir ses duyulmuş ve suyun yüzeyinde pırıl pırıl parlayan yuvarlak bir şey belirmiş. Hoca eğilip kuyuya bakınca ne görsün, kocaman sarı ay tam da suyun içinde salınıyormuş! "Vah vah, zavallı ay kuyuma düşmüş!" diye telaşlanmış Hoca.
"Onu çıkarmazsam bu gece gökyüzü karanlıkta kalır, çocuklar korkar, yolcular yollarını kaybeder." Hemen adımlarını hızlandırarak ahıra koşmuş. Mışıl mışıl uyuyan eşeğini uyandırmadan, köşede duran en kalın ipi bulmuş. Ucuna sağlam, demir bir çengel bağlamış ve derin kuyuya dikkatlice sarkıtmış. Çengel dibe inip ağır bir şeye takılınca, Hoca var gücüyle çekmeye başlamış. O sırada ağacın dalına konmuş olan baykuş onu izlemiş. Hoca ayaklarını kuyunun etrafındaki taşlara sıkıca dayamış, alnından damlayan terleri silmeye bile fırsat bulamadan "Ha gayret! Seni kurtaracağım gökyüzünün feneri!" diyerek ipi çekmiş de çekmiş. Fakat çengel, kuyunun dibindeki yosunlu ve devasa bir taşa öyle bir sıkışmış ki, Hoca ipin ucundaki o ağırlığı gerçekten de koca ay sanmış.
Hoca öyle bir asılmış ki, çengel taşa takılıp aniden kurtulunca, ipin ucu büyük bir hızla boşa çıkmış ve Hoca sırtüstü çimlerin üzerine "Güm!" diye düşüvermiş. O an can acısını unutup gözlerini gökyüzüne kaldırmış ki, dolunay orada, bulutların arasında upuzun ışıklarıyla ona gülümsüyormuş! "Aferin bana!" diye sevinmiş Hoca. "Çok yoruldum, sırtım da incindi ama az daha ay kuyuda boğulacaktı. Ben onu tam zamanında yerine çektim!" O gürültüye komşuları uyanıp bahçeye toplanmışlar. Çocuklar kıkır kıkır gülerken, yaşlı Fatma Nine gülümseyerek "İlahi Hocam, ay zaten hep gökyüzündeydi, sen sadece sudaki yansımasını gördün," demiş.
Ama Hoca sakalını usulca sıvazlayıp etrafındakilere kurnazca göz kırpmış: "Belki de öyledir komşular... Ama bir de şu taraftan bakın, çektiğim ip sayesinde ay ne kadar da güzel parlıyor şimdi!" O geceden sonra Akşehir'in çocukları, her dolunayda kuyu başına koşup suya bakar, ayın orada nasıl salındığını izler, sonra da başlarını kaldırıp gökteki asıl gerçek ayı bulurmuş. Hoca da yanlarına gelip onlara şöyle dermiş: "Gördüğünüz her parıltı gerçek değildir. Gözünüzü açın, aklınızı çalıştırın; kimi zaman yana döne aradığınız şey zaten en yukarılardadır ama siz onu hep aşağılarda ararsınız." Gökten üç gümüş ay ışığı düşmüş; biri şakacı ve bilge Hoca'nın sarığına, biri suya bakıp gökyüzünü hatırlayan çocuklara, biri de bu masalı dinleyip hayata dikkatle bakmayı öğrenen yavrulara.
Paylaş
Tepkiniz Nedir?
Beğendim
15
Beğenmedim
0
Sevdim
9
Güldüm
4
Kızdım
1
Üzüldüm
2
Şaşırdım
0
