Şükür Ağacı Masalı
Küçük Muhammet, sahip olduğu güzelliklere şükrettikçe hayatının nasıl çiçek açtığını keşfediyor. Minik kalpler için ilham verici bir masal.
Bir varmış bir yokmuş, uzak diyarların en şirin köylerinden birinde, kalbi güneş gibi parlayan, gözleri masmavi gökyüzü kadar berrak, saçı kumral, yanakları al al, yedi yaşlarında Muhammet adında bir çocuk yaşarmış. Muhammet'in evinin bahçesinde, dalları göğe uzanan, her bahar bembeyaz çiçeklerle donanan ulu bir ağaç varmış. Bu ağaç, Muhammet'in Şükür Ağacı'ymış. Her sabah uyandığında, ilk işi penceresinden bu ağaca bakmak, sonra da usulca bahçeye inerek, o gün şükrettiği her şey için bir dalına rengârenk bir çiçek asmak olmuş. Gözleri için mor bir çiçek, elleri için sarı bir çiçek, ailesi için kırmızı bir gül, ve en çok da yanı başından ayrılmayan, tüyleri pamuk gibi yumuşacık, pırıl pırıl yeşil gözlü, sevimli tekir kedisi Mırnav için turuncu bir papatya iliştirirmiş dallara. Fırrr diye bir kuş kanat çırpmış, Muhammet'in kalbi şükürle dolup taşmış.
Muhammet, şükrettikçe sanki etrafındaki her şey daha da güzelleşiyormuş. Okulda öğretmeninin anlattığı dersler daha kolay anlaşılır, arkadaşlarıyla oynadığı oyunlar daha neşeli olurmuş. Bir gün, komşularının minik Ayşe'si oyun oynarken düşüp dizini incitmiş. Muhammet, hemen koşup Ayşe'nin yanına gitmiş, ona şefkatle sarılmış ve "İyi ki hızlı koşabilen ayaklarım var da sana hemen yetişebildim," diye fısıldamış. Sonra da o gün Şükür Ağacı'nın bir dalına, ayakları için yemyeşil bir yonca yaprağı asmış. Mırnav da sanki onu onaylarcasına, mırıl mırıl Muhammet'in bacaklarına sürtünmüş. Tıp tıp ayak sesleriyle eve dönmüşler, Muhammet'in kalbi huzurla dolmuş.
Ancak bir sabah, Muhammet uyandığında kendini çok mutsuz hissetmiş. Şükür Ağacı'na asacak hiçbir şey bulamamış gibi gelmiş. Gözlerini açmak dahi istememiş, elleri sanki hiçbir işe yaramazmış gibi gelmiş. Mırnav, her zamanki gibi yatağının ucuna gelip patileriyle onu dürtmüş, ama Muhammet onu bile fark etmemiş. İçinden bir ses, "Bugün şükredecek hiçbir şeyin yok mu?" diye sormuş. O an, Mırnav'ın pırıl pırıl yeşil gözleri, Muhammet'in gözlerine takılmış. Mırnav, sanki ona "Ben buradayım, sen yalnız değilsin," der gibi miyavlamış. Muhammet birden kalkmış, koşarak Şükür Ağacı'nın yanına gitmiş. O gün ağaca, Mırnav'ın sevgisi için rengârenk bir kelebek kondurmuş. Sonra da annesinin sıcacık çorbasını içerken, ailesinin sevgisi için kocaman bir kalp şekilli çiçek asmış.
O günden sonra Muhammet, hayatındaki en küçük güzelliklerin bile ne kadar değerli olduğunu anlamış. Her şükrettiği şeyle birlikte, kalbi daha da büyümüş, etrafına daha fazla sevgi ve neşe yaymış. Şükür Ağacı, artık sadece bir ağaç değil, Muhammet'in ve tüm köyün kalbini ısıtan, her dalında bir umut taşıyan, rengârenk bir mutluluk sembolü olmuş. Muhammet, her gün şükrettiği her şey için bir çiçek astıkça, hayatının her köşesi rengârenk baharlara dönüşmüş. Gökten üç altın yaprak düşmüş; biri Muhammet'in şükreden kalbine, biri Mırnav'ın sadık sevgisine, biri de hayatındaki güzellikleri fark edip şükretmeyi öğrenen tüm çocuklara.
Paylaş
Tepkiniz Nedir?
Beğendim
7
Beğenmedim
1
Sevdim
11
Güldüm
2
Kızdım
0
Üzüldüm
1
Şaşırdım
1
