Uykusuz Tavşan Çiko
Karanlıktan korktuğu için uyuyamayan minik tavşan yıldız ile tanışır.
Bir varmış bir yokmuş... Rüzgarın ağaçlara ninniler fısıldadığı, derelerin "şırıl şırıl" akarak uyku şarkıları söylediği Büyük Orman'da gece olmuş. Güneş, gün boyu parlamaktan yorulduğu için dağların ardına saklanmış. Sincaplar cevizlerine sarılmış, kuşlar kanatlarının altına gizlenmiş, kirpiler yaprakların arasına kıvrılmış. Herkes tatlı rüyalar ülkesine yolculuğa çıkmış.
Sadece bir kişi uyanıkmış: Minik, pamuk gibi beyaz tüyleri olan, üzerinde bulut desenli mavi pijamalarıyla yatağında oturan sevimli bir Tavşan. Tavşan yatağında bir o yana dönmüş, bir bu yana dönmüş. Yastığını kabartmış, yorganını burnuna kadar çekmiş. Gözlerini sıkıca kapatıp havuç saymaya başlamış: "Bir havuç, iki havuç, üç havuç..." Ama yok! Uyku bir türlü minik gözlerine girmiyormuş.
Çünkü Tavşan, odası karanlık olduğu için birazcık korkuyormuş. Her yer çok sessiz ve siyahmış. "Keşke hiç gece olmasa, hep gündüz olsa," diye düşünmüş üzülerek.
Tavşan, dayanamayıp yuvasının kapısına, serin havayı koklamaya çıkmış. Dışarısı lacivert bir deniz gibiymiş. Başını kaldırıp gökyüzüne bakmış. Tam o sırada, gökyüzünün en tepesinde duran, diğerlerinden çok daha büyük ve altın gibi parlayan bir Yıldız ona sevgiyle göz kırpmış. Yıldız, Tavşan'ın titrediğini görünce ışığını biraz daha parlatarak ona seslenmiş:
"Merhaba minik dostum! Herkes mışıl mışıl uyurken sen neden hala uyanıksın? Senin gibi tatlı tavşanların şimdi rüyalarında renkli çiçekler görmesi gerekmez mi?"
Tavşan şaşırmış. Etrafına bakınmış ve Yıldız'ı görmüş. Yıldız'ın sesi o kadar yumuşakmış ki, Tavşan'ın korkusu biraz azalmış.
"Merhaba Yıldız," demiş fısıltıyla. "Uyuyamıyorum çünkü karanlıktan korkuyorum. Her yer çok siyah ve gölgeli. Güneş gidince kendimi yalnız hissediyorum."
Yıldız gülümsemiş. Işığını bir gece lambası gibi süzerek Tavşan'ın üzerine yumuşacık bir aydınlık yaymış.
"Ah benim minik tavşanım," demiş. "Karanlıktan korkmana hiç gerek yok ki. Bak, eğer hava kararmazsa, biz yıldızlar parlayamayız. Ateş böcekleri ışıklarını yakamaz. Karanlık, korkutucu bir şey değil; dünyanın üzerine örtülen lacivert, kadife bir battaniyedir."
Tavşan kulaklarını dikmiş, merakla dinlemiş. "Battaniye mi?"
"Evet," demiş Yıldız. "Güneş çok çalıştı ve yoruldu, o yüzden uyumaya gitti. Şimdi dinlenme sırası sende. Şu duyduğun rüzgar sesi korkunç değil, ağaçların sana söylediği ninnidir. Şu cırcır böcekleri, sen rahat uyu diye müzik yapıyorlar."
Tavşan, rüzgarın sesini dinlemiş. Gerçekten de "Hu... Hu..." diye, anne tavşanın ninnisine benziyormuş.
"Haklısın Yıldız," demiş Tavşan esneyerek. "Aslında gece çok sakinmiş."
Yıldız, "Şimdi yatağına dönmene gerek yok, buradaki yumuşak çimlere uzan," demiş. "Ben sabaha kadar tam tepede durup sana bekçilik yapacağım. Sen gözlerini kapat, ben sana en güzel, en renkli rüyaları göndereceğim."
Tavşan, Yıldız'a güvenmiş. Yumuşacık, serin çimlerin üzerine kıvrılmış. Yıldız'ın o tatlı sarı ışığı altında kendini sıcacık hissetmiş. Göz kapakları ağırlaşmış, ağırlaşmış...
"İyi geceler Yıldız, teşekkür ederim," diye fısıldamış.
Ve Tavşan, gökyüzünün altındaki o huzurlu sessizlikte, rüyasında havuç tarlalarında koştuğunu görerek derin ve tatlı bir uykuya dalmış. Artık biliyormuş ki; karanlık sadece dinlenmek içinmiş ve gökyüzünde onu izleyen parlak bir dostu varmış.
Gökten üç uyku tozu düşmüş: Biri korkusunu yenen Tavşan'ın yumuşak kulaklarına. Biri gökyüzünü süsleyen parlak Yıldız'a. Biri de yastığına başını koyup güvenle uyuyan tüm tatlı çocuklara.
Paylaş
Tepkiniz Nedir?
Beğendim
104
Beğenmedim
8
Sevdim
64
Güldüm
8
Kızdım
3
Üzüldüm
3
Şaşırdım
7
