Kırmızı Ayakkabı Masalı
Küçük ve yoksul bir kız olan Selda, büyüdükçe gösterişe ve kırmızı ayakkabılara hastalık derecesinde tutulur.
Bir varmış bir yokmuş... Kışların çok soğuk geçtiği, insanların kalın paltolarla dolaştığı eski bir kasabada, Selda adında küçük ve yoksul bir kız yaşarmış. Selda'nın kıyafetleri yamalı, ayakkabıları ise tahtadanmış ama kalbi o kadar temiz, o kadar iyiymiş ki herkes onu çok severmiş.
Zaman geçmiş, Selda büyümüş ve kasabanın zenginlerinden biri onu yanına almış. Artık yamalı elbiseler değil, ipek kumaşlar giyiyormuş. Ancak Selda'nın hayatı değiştikçe, o temiz kalbi de değişmeye başlamış. Eskiden insanlara gülümseyen o mütevazı kız gitmiş, yerine sürekli aynaya bakan, kıyafetleriyle böbürlenen ve diğer çocukları küçümseyen kibirli bir kız gelmiş. Kibir, onun gözlerini kör etmiş.
Bir gün kasabadaki eski, loş bir ayakkabıcı dükkanının vitrininde cam gibi parlayan, yakut kırmızısı bir çift ayakkabı görmüş. O ayakkabılara hastalık derecesinde bir tutkuyla bağlanmış. "Bunlar benim olmalı! Herkes bana bakmalı!" diyerek ayakkabıları almış.
Ertesi gün, kasabada çok sevdiği ve eskiden kendisine hep yardım eden yaşlı bir teyze hastalanmış. Herkes onu ziyarete giderken, Selda o gün kasaba meydanında yapılacak olan büyük baloya gidip o kırmızı ayakkabılarla hava atmayı seçmiş.
Baloda kırmızı ayakkabılarını giyip piste çıkmış. Müzik başlamış ve Selda dans etmeye koyulmuş. Herkes ona bakıyormuş, Selda gururdan şişiyormuş. Ancak müzik bittiğinde Selda durmak istemiş ama duramamış! Ayakları kendi kendine hareket ediyormuş. Sihirli kırmızı ayakkabılar Selda'nın kontrolünden çıkmış ve onu zorla dans ettirmeye başlamış!
Selda, "Durun! Çıkmak istiyorum!" diye bağırmış ama ayakkabılar ayağına yapışmış gibiymiş. Ayakkabılar onu balodan çıkarmış, kasabanın sokaklarında döndüre döndüre koşturmuş. Selda ağlıyormuş, çok yorulmuş ama ayakkabılar onu kasabanın dışındaki Karanlık Orman'a doğru sürüklemiş.
Orman soğuk, ürkütücü ve gölgelerle doluymuş. Baykuşlar ötüyor, rüzgar uğulduyormuş. Selda karanlık ormanın içinde saatlerce, hiç durmadan dans etmiş. Ayakları sızlıyor, kalbi korkuyla çarpıyormuş. Gösterişin ve kibrin onu ne kadar yalnız, ne kadar çaresiz bıraktığını o karanlıkta anlamış. "Keşke o eski, tahta ayakkabılı ama iyi kalpli Selda olsaydım," diye gözyaşı dökmüş.
Selda, ormanın derinliklerinde ağlarken karşısına beyaz sakallı, bilge bir Orman Bekçisi çıkmış.
Selda çaresizce, "Lütfen bana yardım et! Ayakkabılar durmuyor!" diye feryat etmiş.
Bilge adam, Selda'nın gözlerindeki gerçek pişmanlığı görmüş. "Bu kırmızı ayakkabılar, sadece kalbinde kibir ve gösteriş taşıyanları kölesi yapar Selda," demiş. "Eğer kalbinden o kibri söküp atarsan, ayakkabılar da ayağından çıkar."
Selda ellerini yüzüne kapatmış, "Çok pişmanım! Eskiden olduğum o iyi kalpli, mütevazı kız olmak istiyorum. Gösterişin hiçbir değeri yokmuş!" diyerek içtenlikle af dilemiş.
O an, Selda'nın kalbindeki kibir silinmiş. Ayakkabıların sihri bozulmuş ve Selda'nın ayaklarından "Pıt!" diye çıkarak ormanın karanlığında kaybolup gitmişler. Selda yorgunlukla ama büyük bir huzurla yere yığılmış.
O günden sonra Selda bir daha asla kıyafetleriyle böbürlenmemiş. Eskisi gibi sade giyinmiş ama yüzündeki o samimi ve sevgi dolu gülümsemeyle kasabanın en sevilen, en güzel insanı olmuş. Çünkü asıl güzelliğin, kırmızı ayakkabılarda değil, kalbin içindeki iyilikte olduğunu öğrenmiş.
Gökten üç tahta ayakkabı düşmüş: Biri hatasını anlayan Selda'ya. Biri ona doğruyu gösteren Bilge Adam'a. Biri de gösterişe değil, iyi niyete değer veren güzel çocuklara.
Paylaş
Tepkiniz Nedir?
Beğendim
58
Beğenmedim
12
Sevdim
55
Güldüm
20
Kızdım
11
Üzüldüm
15
Şaşırdım
12
