Uçan Bisiklet Masalı
Minik Elara, Balkanların renkli bir kasabasında, sirk ve müzik dolu bir festivalde uçan bisikletiyle unutulmaz bir maceraya atılıyor. Cesaret ve dostlukla engelleri aşıyor.
Bir varmış bir yokmuş, Balkanların yemyeşil dağlarla çevrili, rengarenk evlerin sıralandığı, her köşesinden neşe fışkıran bir kasabasında, adı Elara olan minicik bir kız yaşarmış. Elara’nın saçları pırıl pırıl güneş gibi altın sarısı, gözleri ise gökyüzü kadar masmaviymiş, hatta bazen içinden gelen bir melodiyle ışıl ışıl parıldarmış. En sevdiği oyuncağı, babasının ona tahta parçalarından yaptığı, tekerlekleri bile olmayan, ama Elara’nın zihninde kanatlanıp uçan, rengarenk boyalı bir bisikletmiş. Elara, bu bisiklete biner, kasabanın daracık sokaklarında hayallerinin peşinden rüzgar gibi esermiş. Her yıl düzenlenen "Melodi Diyarı Festivali" kasabanın kalbini müzik ve kahkahalarla doldururmuş ve Elara’nın en büyük hayali, o festivalde bisikletiyle herkesi şaşırtmak, hatta belki de bisikletini gerçekten uçurmakmış.
Festivalin yaklaştığı günler, kasabanın her köşesi bir panayır yerine dönmüş. Mis kokulu börekler pişer, rengarenk bayraklar asılır, her yerden neşeli ezgiler yükselirmiş. Elara da bisikletiyle her gün festival alanına gidip, sirk çadırının etrafında dolaşır, cambazların ip üzerinde yürüyüşünü, palyaçoların komik hallerini hayranlıkla izlermiş. Bir gün, sirk çadırının önünde, yaşlı ve bilge bir müzisyen olan Dede Miro ile karşılaşmış. Dede Miro’nun upuzun beyaz sakalları, gözlerinin içi pırıl pırıl, elinde ise eski bir akordeon varmış. Elara, bisikletini gösterip "Dede Miro, benim bisikletim de uçabilir mi?" diye sormuş, sesi minik bir kuşun cıvıltısı gibiymiş. Dede Miro gülümsemiş, akordeonundan tatlı bir melodi yükselmiş, "Her şey hayal gücünün kanatlarında uçar, minik Elara. Ama bazen o kanatlara biraz da sihirli bir dokunuş gerekir," demiş ve Elara’ya parlayan, minik bir tüy uzatmış. Tüy, güneş ışığında rengarenk parıldamış, sanki gökkuşağının bir parçasıymış gibi.
Festival günü gelip çatmış, kasabanın meydanı insan seliyle dolup taşmış. Elara, bisikletini sürmek için heyecanla beklerken, Dede Miro’nun verdiği tüyü bisikletinin gidonuna sıkıştırmış. Sahneye palyaçolar, akrobatlar ve çeşit çeşit müzisyenler çıkmış, her biri ayrı bir gösteri sunmuş. Sıra Elara’ya geldiğinde, kalbi pır pır çarpmış. Bisikletine binmiş, Dede Miro da akordeonunu çalmaya başlamış, melodiler havada dans edermiş. Elara pedalları çevirmeye başlamış, önce yavaş yavaş, sonra daha hızlı. Bir anda, bisikletinin tekerlekleri yerden kesilmiş! Şaşkınlık ve sevinç çığlıkları yükselmiş. Elara, bisikletiyle havada süzülürken, kasabanın üzerinden geçmiş, rengarenk bayrakların arasından fırrr diye süzülmüş, sanki bulutlara dokunmuş. Herkes hayranlıkla onu izlemiş, çocuklar parmaklarıyla gökyüzünü göstermiş, yetişkinler gülümsemiş. Elara, bisikletiyle yaptığı bu sihirli yolculukla, festivalin en unutulmaz gösterisine imza atmış.
Elara, bisikletiyle yavaşça yere inmiş, herkes onu alkış yağmuruna tutmuş. Dede Miro, Elara’nın yanına gelmiş, gözlerinin içi gülüyormuş. "Gördün mü Elara? Senin hayal gücün, en sihirli melodiden bile daha güçlüymüş," demiş. Elara, o gün sadece bisikletinin uçtuğunu değil, aynı zamanda hayallerin ve dostluğun ne kadar değerli olduğunu da anlamış. O günden sonra, Elara ve bisikleti, kasabanın her köşesinde neşe ve umut saçan birer simge olmuşlar. Herkes, hayal kurmaktan ve inanmaktan asla vazgeçmemeleri gerektiğini Elara’dan öğrenmiş. Gökten üç pırıl pırıl tüy düşmüş; biri hayal kurmaktan korkmayan Elara’ya, biri bilge Dede Miro’ya, biri de kalbi müzikle ve dostlukla dolu tüm çocuklara.
Paylaş
Tepkiniz Nedir?
Beğendim
17
Beğenmedim
8
Sevdim
25
Güldüm
5
Kızdım
2
Üzüldüm
1
Şaşırdım
8
