Altın Tüylü Dost
Yağmurlu ve soğuk bir günde sokakta titreyen altın tüylü bir köpek bulan genç kız, onu evine götürür.
Bir varmış bir yokmuş... Gökyüzünün gri bulutlarla kaplı olduğu, rüzgarın ağaçların dallarını ıslık çalarak salladığı, buz gibi bir sonbahar gününde, kocaman ve sevgi dolu bir kalbi olan genç bir kız yaşarmış. Adı Elif’miş. Elif, okuldan dönerken sokakların ne kadar ıssız ve soğuk olduğunu fark etmiş. Tam köşeyi dönüp sıcak evine giden sokağa gireceği sırada, eski ve ıslak bir karton kutunun yanına sığınmış, çamurlara bulanmış ve soğuktan tir tir titreyen bir sokak köpeği görmüş.
Elif'in kalbi sızlamış. Hemen adımlarını hızlandırıp köpeğin yanına çömelmiş. Köpekçik o kadar korkmuş, o kadar açmış ki, başını kaldırıp Elif'e mahzun ve ürkek gözlerle bakmış. Elif, "Korkma minik dostum, seni bu dondurucu soğukta yalnız bırakamam," diyerek o çamurlu köpeği şefkatle kucağına almış.
Ancak eve giden yol rüzgarlıymış. Rüzgar estikçe kucağındaki köpek daha çok titriyormuş. Elif hiç düşünmeden boynundaki kalın, yün atkısını çıkarmış ve köpeğin etrafına sıkıca sarmış. Yolda yürürken, huysuz bir adam onlara ters ters bakmış, "O çamurlu sokak hayvanını neden kucağında taşıyorsun? Üstünü başını batıracak!" diye söylenmiş. Elif ise kibarca ama kararlı bir şekilde, "Onun çamuru suyla yıkanınca geçer efendim, ama kalbi üşüyen bir canlıyı görmezden gelirsem benim kalbimdeki leke hiç geçmez," diye cevap vermiş. Adam bu sözler karşısında utanıp başını öne eğmiş. Elif, kucağındaki titreyen dostuyla evinin yolunu tutmuş.
Eve vardığında annesi ve babası onu kapıda karşılamış. Kucağındaki titreyen, çamur içindeki köpeği görünce hiç kızmamışlar, aksine hemen yardıma koşmuşlar.
Ancak köpekçik yeni bir yere girdiği için çok korkmuş. Elif onu yere bırakır bırakmaz, koşarak yemek masasının en karanlık köşesine saklanmış ve oradan çıkmak istememiş.
Babası hemen köpeği çekip çıkarmak istemiş ama Elif ona engel olmuş. "Baba, lütfen bekle. O çok korkmuş, ona güven vermeliyiz," demiş. Elif mutfağa gitmiş, küçük bir kaseye ılık süt ve biraz yiyecek koymuş. Masanın yanına diz çökmüş, kaseyi yavaşça köpeğe doğru itmiş ve tatlı, yumuşacık bir sesle onunla konuşmaya başlamış: "Hadi gel güzel dostum... Burası güvenli. Artık üşümeyeceksin."
Köpekçik önce sadece burnunu uzatıp sütü koklamış. Sonra Elif'in o güven veren sesini duyup, yavaşça kuyruğunu sallayarak masanın altından çıkmış ve Elif'in elini yalamış. Güvenini kazanmışlardı!
Bunun üzerine hep birlikte banyoya girmişler. Küveti ılık suyla ve mis kokulu köpüklerle doldurmuşlar. Elif ve annesi köpeği nazikçe yıkamaya başlamış. Çamurlar ve kirler suyla akıp gittikçe, ortaya inanılmaz bir güzellik çıkmış!
Meğer o kir pas içindeki yavru, tüyleri güneş gibi parlayan, altın renkli harika bir köpekmiş. Yıkandıkça köpeğin de neşesi yerine gelmiş, küvetteki köpüklerle oynamaya, "Hav hav!" diyerek onlara teşekkür etmeye başlamış. Babası elinde sarı bir havluyla onu kurularken, aile bu güzel dosta "Güneş" adını vermiş.
Ertesi gün hava açmış, güneş pırıl pırıl parlamış. Elif, annesi ve babası, Güneş'i de alarak yemyeşil bir parka gitmişler.
Güneş, altın rengi tüyleri rüzgarda savrularak çimlerin üzerinde neşeyle koşuyor, Elif'in attığı kırmızı topu havada yakalıyormuş. O artık sokakta üşüyen yalnız bir köpek değil, sevgi dolu bir ailenin en değerli üyesiymiş.
Elif, parkta Güneş ile oynarken bir kez daha anlamış ki; hayvanlara ve çevreye duyulan sevgi, en zor ve karanlık zamanlarda bile insanın yolunu aydınlatan sıcacık bir ışıktır. Bir kalbe dokunmak, sevgiyle ve sabırla bir cana yuva olmak, dünyadaki en büyük zenginliktir.
Gökten üç altın pati izi düşmüş: Biri kalbi sevgiyle dolu Elif'e. Biri sabırla ona yuva açan güzel ailesine. Biri de sokaktaki canlara merhamet elini uzatan tüm iyi yürekli çocuklara.
Paylaş
Tepkiniz Nedir?
Beğendim
52
Beğenmedim
6
Sevdim
63
Güldüm
14
Kızdım
3
Üzüldüm
4
Şaşırdım
5
