Cömert Ağustos Böceği Masalı
Şarkısını herkese armağan eden bir ağustos böceğinin, kış gelince komşularından öğrendiği paylaşma ve iyilik dersini anlatan büyüleyici klasik masal.
Bir varmış bir yokmuş, sarı papatyaların dalga dalga uzandığı geniş bir çayırın en yaşlı zeytin ağacında, kanatları sabah çiyiyle ışıldayan bir ağustosböceği yaşarmış. Herkes ona Tınlak dermiş, çünkü keman gibi tınlayan sesiyle çayırın en güzel ezgilerini çalarmış. Öteki böceklerin aksine bir tek tınısını bile kendine saklamaz, karşılığında hiçbir şey istemeden bütün gün komşularına konserler verirmiş. "Güzellik paylaşıldıkça çoğalır," dermiş minik kalbi kabararak, kanatlarını güneşe doğru gererek.
O sıcacık yaz günlerinde çayırın karıncaları alnının teri kurumadan çalışır, buğday tanelerini tek sıra hâlinde yuvalarına taşırlarmış. Tınlak ise her sabah zeytin dalına konar, öyle bir tınlarmış ki yorgun karıncaların ayakları hafifler, tırtılların yürüyüşü ritim tutarmış. Kimi zaman bir arı vızıltısı ona eşlik eder, kimi zaman bir rüzgâr hışırtısı dallara karışırmış. Fakat çalışkan karıncaların şişman reisi Kösele, hep aynı sözü mırıldanırmış: "Ezgiyle kış geçmez ağustosböceği, kilerini doldurmaya baksan iyi olur." Tınlak gülümser, "Ben karnımı ezgiyle doyururum, siz de ambarınızı buğdayla," dermiş ve çalmaya devam edermiş, hiç tasa etmeden.
Derken çayırın üstünden ilk soğuk rüzgâr geçmiş, papatyalar başını eğmiş, yapraklar birer birer düşmüş. Kar taneleri usul usul yağmaya başlayınca Tınlak'ın kanatları tutulmuş, kemanı gibi tınlayan sesi kısılmış, karnı açlıktan guruldar olmuş. Titreye titreye karıncaların yuvasının kapısını çalmış. Reis Kösele kapıyı aralayıp onu görünce kaşlarını çatacakken, yuvanın içinden bir uğultu yükselmiş; bütün karıncalar hep bir ağızdan konuşmuş: "Bu böcek bütün yaz bize bedava ezgiler çaldı, yorgunluğumuzu aldı, işimizi şenlendirdi. Şimdi sıra bizde!" Kösele bir an durmuş, sonra utançla gülümsemiş ve kapıyı ardına kadar açmış. Karıncalar Tınlak'a en sıcak köşeyi vermiş, önüne buğday taneleri, kurutulmuş dut ve bir yüksük bal koymuşlar.
O kıştan sonra çayırda güzel bir gelenek doğmuş: Tınlak karıncaların yuvasında ısınıp doyar, karşılığında bütün soğuk günleri onlara ezgileriyle armağan edermiş; karıncalar da her bahar onun için ilk buğdayı ayırırmış. Böylece cömertlik cömertliği, iyilik iyiliği doğurmuş; ne Tınlak yalnız kalmış ne de karıncaların yüzünden gülücük eksik olmuş. Meğer paylaşan hiçbir zaman eli boş kalmazmış, çünkü verdiğin iyilik bir gün mutlaka sana geri dönermiş. Gökten üç buğday tanesi düşmüş; biri cömert ezgici Tınlak'a, biri kalbini açan çalışkan karıncalara, biri de masalımızı dinleyip paylaşmayı öğrenen tüm sevgi dolu çocuklara.
Paylaş
Tepkiniz Nedir?
Beğendim
16
Beğenmedim
3
Sevdim
21
Güldüm
4
Kızdım
0
Üzüldüm
3
Şaşırdım
3
