Fenerli Kaplumbağa Masalı
Sırtında minik bir fener taşıyan kaplumbağa Zümre, kararan vadiyi aydınlatmak için Ay Işığı Değirmeni'ni bulmaya çıkar. Cesaret ve iyilik dolu bir masal.
Bir varmış bir yokmuş, yumuşak tepelerin sırtında uzanan Salkımlı Vadi'de, sırtındaki kabuğunun tam ortasında minicik bir fener taşıyan bir kaplumbağa yaşarmış. Adı Zümre'ymiş bu tatlı kaplumbağanın; kabuğu koyu yeşil, üzeri altın benekliymiş, gözleri ise iki damla bal gibi parlarmış. Doğduğu geceden beri sırtındaki o küçük fener sönmeden yanar, o nereye giderse gitsin ayaklarının önüne sıcacık bir ışık döşermiş. Salkımlı Vadi'nin bütün böcekleri, kurbağaları ve serçeleri geceleri onun peşine takılır, "Zümre geçiyor, yollar aydınlanıyor!" diye sevinirlermiş.
Ne var ki bir akşamüstü, ağustos böceklerinin cırıltısı vadide yankılanırken, gökyüzünü kalın kül rengi bir sis bürümüş. O gece ay hiç doğmamış, yıldızlar da perdenin ardına saklanmış. Karanlık öyle bir çökmüş ki yavru tavşanlar yuvalarını bulamaz, minik ördekler göletin kıyısını göremez olmuşlar. Zümre'nin tek başına yanan feneri koca vadiye yetmez, bir avuç çevresini aydınlatıp kalırmış. İşte o zaman vadinin en yaşlı sakini, meşe kovuğunda oturan boz tüylü bilge baykuş, kanatlarını açıp seslenmiş: "Ey fenerli dost, tepelerin ardında bir zamanlar Ay Işığı Değirmeni dönermiş. O değirmen ışığı öğütür, geceye serpermiş. Yıllar önce durmuş; onu yeniden döndürecek yürek ise ancak korkusuz ve iyi kalpli biri olabilirmiş." Zümre hiç düşünmeden yola koyulmuş, çünkü karanlıkta üşüyen dostlarını bırakamazmış.
Zümre ağır ağır, ama hiç durmadan yürümüş; dik yamaçları tırmanmış, çamurlu derelerden geçmiş, sırtındaki fener önündeki taşları birer birer aydınlatmış. Yolda ayağı bir çukura takılıp yuvarlanmak üzereyken, uzun kulaklı bir tavşan onu son anda tutup kurtarmış; ışığından medet uman kırmızı benekli bir kelebek de yorulduğunda kabuğuna konup ona arkadaşlık etmiş. Nihayet tepenin doruğunda, sarmaşıkların sardığı o eski değirmene ulaşmış. Kanatları paslanmış, çarkı yosun tutmuşmuş. Zümre kabuğundaki feneri değirmenin kalbindeki soğumuş taşa doğru uzatmış; o sıcacık ışık taşa değince, çark hafif bir gıcırtıyla titremiş. Ama tek başına dönmeye gücü yetmemiş. İşte o an hep beraber çarkı itmişler.
O gümüş ışık koca Salkımlı Vadi'ye yayılınca karanlık dağılmış, tavşanlar yuvalarını, ördekler göleti, serçeler dallarını yeniden görmüşler. Zümre'nin küçücük feneri artık yalnız değilmiş; gökten dökülen aydınlıkla birlikte bütün vadiyi kucaklarmış. O geceden sonra kimse karanlıktan korkmamış, çünkü bir tek küçük ışığın bile, cesaret ve dostlukla birleşince koca bir vadiyi aydınlatabileceğini öğrenmişler. Sevgili çocuklar, karanlık ne kadar büyük olursa olsun, yürekten gelen küçük bir iyilik en koyu geceyi bile aydınlatır; yeter ki korkmadan yola çıkalım ve dostlarımızla el ele verelim. Gökten üç parlak ışık huzmesi düşmüş; biri sırtındaki feneri hiç söndürmeyen cesur Zümre'ye, biri çarkı birlikte döndüren sadık dostlarına, biri de masalımızı dinleyip birbirine yardım eden tüm iyi kalpli çocuklara.
Paylaş
Tepkiniz Nedir?
Beğendim
12
Beğenmedim
0
Sevdim
5
Güldüm
0
Kızdım
2
Üzüldüm
1
Şaşırdım
0
