Maceracı Sincap Masalı
Cesur sincap Fıstık, kışlık fındıklarını kaybedince paylaşmanın gücüyle dostlarıyla birlikte tepenin sırlarını çözer. Neşeli ve eğitici bir orman masalı.
Bir varmış bir yokmuş, uçsuz bucaksız Çıtırdayan Orman'ın en yüksek tepesinde, kanatları kadar geniş bir çınarın kovuğunda Fıstık adında minik mi minik bir sincap yaşarmış. Tüyleri güz yapraklarının kızıllığına çalar, kabarık kuyruğu koştukça arkasında turuncu bir bayrak gibi dalgalanırmış. Fıstık'ın herkesten farklı bir huyu varmış: bulduğu her fındığı sağa sola değil, tepenin eteğindeki eski, tozlu bir değirmenin taş oyuklarına gizlermiş. "Burası benim hazine sarayım," dermiş, kuyruğunu gururla havaya kaldırıp. Rüzgâr değirmenin kanatlarını hafifçe döndürdükçe çıkan tıngır tıngır ses, ona uyurken ninni olurmuş.
Derken sonbaharın son sıcak günü, Fıstık her zamanki gibi hazinesini saymaya gitmiş. Ancak taş oyuklarına baktığında yüreği ağzına gelmiş; kocaman biriktirdiği fındıkların yarısı yok olmuş! "Eyvahlar olsun, kışlık azığım kaçmış!" diye çığlık atmış, minik pençelerini yanaklarına götürüp. Tam o sırada değirmenin çatısından bilge Baykuş Tüylü süzülerek inmiş, iri sarı gözlerini kırpıştırarak, "Telaşlanma küçük dostum, her kaybın bir izi vardır. Gel, birlikte arayalım," demiş. İkisi çıkır çıkır kuru yaprakları eşeleyerek yola koyulmuş; toprakta minicik ayak izleri, oradan oraya dağılmış fındık kabuklarına rastlamışlar. İzler onları ormanın derinliklerine, kızıl kürklü bir tilkinin inine kadar götürmüş.
İnin ağzında, ürkek bakışlı, sıska bir tilki yavrusu titreyerek oturuyormuş. Fıstık öfkeyle atılacakken, tilki gözyaşları içinde, "Beni bağışla, annem uzaklara gitti, ben de karnım aç kalınca senin fındıklarını aldım. Çalmak istemezdim ama kışın ne yiyeceğimi bilmiyorum," demiş. O anda gökyüzü kararmaya, ilk kar taneleri usulca süzülmeye başlamış; uzaktan bir kurdun uluması yankılanmış. Fıstık bir an durup düşünmüş: kalanı da geri alsa bu minik tilki aç kalacak, ama vermese kendi kışı zorlu geçecekmiş. Sonunda kabarık kuyruğunu silkeleyip, "Hazine paylaşılınca büyür derler," demiş ve fındıkların bir kısmını tilkiye uzatmış. Baykuş Tüylü onaylarcasına başını sallamış, kanatlarını çırparak orman halkına haber uçurmuş.
O geceden sonra ormanın bütün dostları birer birer değirmenin başına toplanmış; sincaplar fındık, tavşanlar havuç, kirpiler kuru elma getirmiş. Herkes azığını ortaya koyunca, taş değirmenin oyukları bir bolluk sofrasına dönüşmüş. Küçük tilki artık aç kalmaz, karşılığında pençeleriyle kar altındaki gizli yiyecekleri bulup dostlarına gösterirmiş. Rüzgâr yine tıngır tıngır esmiş, ama bu kez o ses bir yalnızlık değil, koca bir dostluk şenliğinin türküsü olmuş. Fıstık o kışı hiç üşümeden, karnı tok ve kalbi sımsıcak geçirmiş; çünkü öğrenmiş ki gerçek hazine biriktirilen değil, paylaşılan şeymiş. Gökten üç kızıl fındık düşmüş; biri cömert sincap Fıstık'a, biri karnı doyan minik tilkiye, biri de masalımızı dinleyip elindekini arkadaşlarıyla paylaşan tüm iyi kalpli çocuklara.
Paylaş
Tepkiniz Nedir?
Beğendim
22
Beğenmedim
0
Sevdim
25
Güldüm
4
Kızdım
0
Üzüldüm
0
Şaşırdım
2
