Bir Macera Masalı
Maya, Ela ve Nil efsanevi "Güneş Tandırı"nı bulmak için yola çıkarlar.
Bir varmış bir yokmuş... Uçsuz bucaksız altın sarısı kumların uzandığı, dev piramitlerin gökyüzüne merdiven dayadığı gizemli ülke Mısır'da, macerayı çok seven üç sıkı dost yaşarmış. Bunlar; haritaları çok iyi okuyan kıvırcık saçlı Maya, tarihi ve bulmacaları çok seven gözlüklü Ela ve her zaman neşeli, cesur olan kızıl saçlı Nil'miş.
Kızlar, eski bir kütüphanede buldukları tozlu bir papirüs kağıdında ilginç bir efsane okumuşlar. Efsaneye göre, Çölün Kalbi'ndeki en yüksek tepede bulunan "Güneş Tapınağı"nın içinde, bin yıldır sönmeyen sihirli bir Tandır varmış. Bu tandırda pişen ekmekler, dünyanın en lezzetli, en mis kokulu ekmekleri olurmuş. Ama o ekmeği yiyebilmek için tapınağa kadar yürümek, engelleri aşmak ve ekmeği kendi ellerinle pişirmek gerekirmiş.
Üç kafadar birbirlerine bakmışlar. Maya, "O tadı bulmalıyız!" demiş. Ela, "Yol zorlu ama zekamızla başarabiliriz," demiş. Nil de, "Hadi o zaman, macera başlasın!" diye zıplamış.
Sırt çantalarına su ve un koyup yola çıkmışlar. Güneş tepede parlıyor, kumlar ayaklarının altında "sırç sırç" ediyormuş. Yolun yarısında aniden rüzgar sertleşmiş ve bir Kum Fırtınası başlamış! Göz gözü görmez olmuş.
Nil, "Korkmayın, el ele tutuşalım!" diye bağırmış. Maya, pusulasına bakarak onları güvenli bir kayalığın dibine götürmüş.
Fırtına dindiğinde karşılarında devasa, taştan yapılmış, aslan vücutlu insan başlı bir heykel, yani bir Sfenks duruyormuş! Sfenks, tapınağın yolunu kapatıyormuş. Heykelin üzerinde bir yazı belirmiş:
"Beni toprağa gömersin, su verirsen canlanırım. Güneşle büyür, altın sarısı olurum. Sonra da seni doyururum. Bil bakalım ben neyim?"
Kızlar düşünmeye başlamış.
Nil: "Altın mı?" demiş. Ela başını sallamış: "Hayır, altın büyümez."
Maya: "Çiçek mi?" demiş. Ela: "Çiçek bizi doyurmaz."
Sonra Ela gülümsemiş: "Buldum! Bu bir Buğday tanesi! Toprağa gömülür, büyür, sararır ve ekmek olup bizi doyurur!"
Ela cevabı yüksek sesle söyleyince Sfenks'in kapalı olan taş patileri gürültüyle yana kaymış ve tapınağa giden yol açılmış! Kızlar sevinçle yola devam etmişler. Ama macera bitmemiş; tapınağa girmek için tam bin tane dik taş basamağı çıkmaları gerekiyormuş!
Maya, "Of, bacaklarım şimdiden ağrıdı," demiş.
Ela, "Pes etmek yok! Sfenks'i geçtik, bunu da yaparız," demiş.
Üç arkadaş, "Bir, iki, yüz, bin..." diyerek basamakları tırmanmışlar. Nefes nefese kalmışlar ama birbirlerine destek olmuşlar.
Zirveye vardıklarında tapınağın içi serinmiş. Tam ortada, o efsanevi toprak Tandır duruyormuş. Kızlar hemen işe koyulmuşlar. Getirdikleri unu suyla karıştırıp hamur yoğurmuşlar. Kollarını kullanmışlar, alınlarından terler damlamış. Sonra hamurları tandırın sıcak duvarlarına yapıştırmışlar.
Kısa süre sonra tapınağın içini inanılmaz güzel bir koku sarmış. Ekmekler "çıtır çıtır" pişince çıkarıp manzaraya karşı oturmuşlar. Sıcak ekmekten bir ısırık alan Nil gözlerini kapatmış: "Mmm! Hayatımda yediğim en güzel şey bu!"
Maya şaşırmış: "Sadece un ve su kullandık, neden bu kadar lezzetli?"
Ela gülümseyerek cevap vermiş: "Çünkü içine 'emeğimizi' kattık. Fırtınayı aştık, bilmeceyi çözdük, merdivenleri çıktık. Emekle kazanılan her şey, dünyanın en tatlı ödülüdür."
Kızlar o gün anladılar ki, kolayca elde edilen değil, uğraşılarak kazanılan zaferler daha lezzetliymiş.
Gökten üç buğday başağı düşmüş: Biri haritacı Maya'ya. Biri zeki Ela'ya. Biri cesur Nil'e.
Paylaş
Tepkiniz Nedir?
Beğendim
26
Beğenmedim
4
Sevdim
22
Güldüm
6
Kızdım
6
Üzüldüm
4
Şaşırdım
3
