Yeraltı Gelecek Şehri

Dört kafadar arkadaş; girdikleri bir mağarada kayıp bir yeraltı şehri bulurlar.

Yeraltı Gelecek Şehri

Bir varmış bir yokmuş, dağların arkasında, macerayı mıknatıs gibi çeken dört sıkı dost yaşarmış: Örgülü saçlı Ebru, gözlüklü bilgin Gökçe, yerinde duramayan Tekin ve şakacı Oğuz. Bu dört kafadar, bir hafta sonu ormanın derinliklerinde yürüyüş yaparken, sarmaşıkların arkasına gizlenmiş kocaman, ışıldayan bir mağara girişi bulmuşlar.

Tekin hemen atılmış: "Hey! Burası bir ejderha yuvası olabilir mi?"
Oğuz şapkasını düzeltip gülmüş: "Belki de dev bir köstebeğin evidir!"
Gökçe gözlüğünü temizleyip mağara duvarlarını incelemiş: "Hayır arkadaşlar, bu taşlar... Bunlar doğal değil, sanki birileri tarafından yapılmış!

Meraklarına yenik düşüp içeri girmişler. Mağara karanlık değilmiş; duvarlardaki mavi kristaller yolu "pırıl pırıl" aydınlatıyormuş. Yürüdükçe, mağara genişlemiş, genişlemiş ve sonunda çocukların ağızlarını açık bırakan bir manzaraya açılmış. Burası yerin altında gizlenmiş, ama güneşten daha parlak devasa bir şehirmiş: Kristal Şehir!

Ama bu şehir bildikleri şehirlere benzemiyormuş. Arabalar tekerlekli değilmiş, havada sessizce "vızzz" diye süzülüyormuş. Binalar betondan değil, dev cam fanuslardan ve parlayan taşlardan yapılmışmış. Ve en ilginci; her yer yemyeşilmiş! Binaların tepesinden şelaleler akıyor, dev çiçekler sokak lambası gibi ışık veriyormuş.

Çocuklar şaşkınlıkla etrafa bakarken, yanlarına metalden yapılmış ama yüzü gülücük saçan, top şeklinde uçan bir robot gelmiş. Robot, "Bip bip! Hoş geldiniz Yeryüzü Çocukları. Ben Rehber Lumi," demiş.
Ebru hayranlıkla sormuş: "Burası neresi Lumi? Neden her yer bu kadar temiz ve sessiz?"

Lumi, havada bir takla atarak cevap vermiş: "Burası, binlerce yıl önce atalarınızın kurduğu, doğayla teknolojinin barıştığı kayıp şehir. Biz burada duman çıkaran yakıtlar kullanmayız. Enerjimizi şu parlayan kristallerden ve sudan alırız. Burada teknoloji, doğayı kirletmek için değil, onu korumak için vardır."

Tekin heyecanla, "Vay canına! Uçan kaykaylarınız var mı?" diye sormuş. Lumi gülmüş ve çocuklara yerçekimsiz süzülen diskler vermiş. Dört kafadar, Kristal Şehir'in üzerinde uçarak gezintiye çıkmışlar. Oğuz havada süzülürken, "Bakın! Kuşlar robotların omzuna konuyor! Kimse kimseyi korkutmuyor!" diye bağırmış. Gökçe ise bitkilerin sulama sistemini incelemiş; su bir damla bile israf edilmeden döngü içinde kullanılıyormuş.

Lumi onlara şehrin merkezindeki "Hayat Ağacı"nı göstermiş. Bu ağaç hem canlıymış hem de şehrin bilgisayarıymış. Lumi, "Gelecek böyle olabilir çocuklar," demiş. "Gri dumanlar, korna sesleri ve çöp dağları olmak zorunda değil. Eğer aklınızı ve kalbinizi birleştirirseniz, yeryüzünde de böyle bir dünya kurabilirsiniz."

Çocuklar bu dersi hiç unutmamışlar. Akşam olup mağaradan çıktıklarında, arkalarındaki ışık sönmüş ve mağara girişi tekrar sarmaşıklara bürünmüş. Ama Ebru, Gökçe, Tekin ve Oğuz'un zihninde o parlak şehrin hayali hep canlı kalmış. Artık biliyorlarmış ki; gerçek zenginlik altın veya para değil, doğayla dost olan temiz bir gelecekmiş.

Gökten üç kristal parıltı düşmüş: Biri doğayı seven Ebru'ya, biri bilimi seven Gökçe'ye, biri enerjik Tekin ve şakacı Oğuz'a... Ve hepsi, dünyayı daha güzel bir yer yapmak için söz vermişler.

Paylaş

Tepkiniz Nedir?

Beğendim Beğendim 15
Beğenmedim Beğenmedim 2
Sevdim Sevdim 8
Güldüm Güldüm 4
Kızdım Kızdım 3
Üzüldüm Üzüldüm 0
Şaşırdım Şaşırdım 1