Unutkan Sincap Masalı
Kış için toprağa sakladığı fındıkların yerini unutan Sincap Sinko çok üzülür ama farklı bir durum söz konusudur.
Bir varmış bir yokmuş... Güneşin altın sarısı ışıklarının yaprakların arasından süzüldüğü, kuşların neşeyle şarkı söylediği kocaman, yemyeşil bir orman varmış. Bu ormanda, enerjisi hiç bitmeyen, daldan dala zıplayan Sinko adında tatlı bir sincap yaşarmış. Sinko çok çalışkanmış ama küçük bir sorunu varmış: Çok unutkanmış!
Sonbahar geldiğinde bütün sincaplar gibi Sinko da kış hazırlığına başlamış. Ormanın dört bir yanından en taze, en lezzetli fındıkları, cevizleri ve meşe palamutlarını toplamış. "Kışın acıkmamak için bunları çok güvenli yerlere saklamalıyım," demiş.
Küçük patileriyle toprağı kazmış; bir fındığı ulu çınarın dibine, bir cevizi nehir kenarına, bir palamudu da büyük gri kayanın arkasına gömmüş. Günlerce çalışmış, yüzlerce yiyecek saklamış.
Kış gelip geçmiş, her yer önce beyaz karlarla örtülmüş, sonra karlar eriyip yerini baharın taptaze çiçeklerine bırakmış. Sinko bahar güneşiyle uyanmış, midesi "Gurrr!" diye guruldamış. "Gidip şu sakladığım nefis fındıklardan birkaç tane yiyeyim," diyerek yuvasından çıkmış.
Ulu çınarın yanına gitmiş, toprağı eşelemiş... Yok! Nehir kenarına gitmiş, kayanın arkasına bakmış... Yine yok!
Sinko şaşkınlıkla kulaklarını düşürmüş. Bütün kış boyunca sakladığı yüzlerce fındığın yerini tamamen unutmuş! "Ben ne kadar dikkatsiz ve beceriksiz bir sincabım," diye ağlamaya başlamış. "O kadar çalıştım, didindim ama emeğim boşa gitti. Fındıklarımı kaybettim!"
Onun bu hüzünlü ağlayışını ormanın en yaşlı ve en zeki hayvanı olan Bilge Kaplumbağa duymuş.
Kaplumbağa ağır ağır, "Tık... tık..." diye yürüyerek Sinko'nun yanına gelmiş. Burnundaki küçük gözlüklerini düzelterek, "Neden bu güzel bahar sabahında gözyaşı döküyorsun küçük dostum?" diye sormuş.
Sinko, burnunu çekerek unutkanlığını ve kaybettiği fındıkları anlatmış. Bilge Kaplumbağa yumuşacık bir sesle kıkırdamış. "Gel benimle Sinko," demiş. "Sana ormanın en büyük sırrını göstereceğim."
Kaplumbağa önde, Sinko arkada ormanın içine doğru yürümüşler. Kaplumbağa, Sinko'yu sonbaharda fındık gömdüğü ama yerini unuttuğu o büyük gri kayanın arkasına getirmiş.
"Bak bakalım orada ne var?" demiş Kaplumbağa.
Sinko eğilip bakmış. Toprağın altından fındık çıkmamış ama fındığın gömüldüğü yerden, üzerinde minicik iki yeşil yaprağı olan, pırıl pırıl parlayan yepyeni bir fidan filizlenmiş!
Bilge Kaplumbağa, "Siz sincaplar fındıkları gömer ama çoğunun yerini unutursunuz. Bu sizin kusurunuz değil, doğanın en güzel sihridir! Unuttuğunuz o tohumlar, toprağın altında uyur, yağmurla beslenir ve bahar gelince böyle fidanlara dönüşür. Yıllar sonra bu fidanlar kocaman ağaçlar olacak. Ormanımız senin ve senin gibi unutkan sincaplar sayesinde büyüyor, yeşeriyor. Sen aslında yiyecek kaybetmedin, doğaya kocaman bir orman hediye ettin!"
Sinko gözlerine inanamamış. Demek o bir hata yapmamış, ormanın bahçıvanı olmuştu! Kendisiyle gurur duymuş. "Demek benim unuttuğum fındıklar ağaç oluyor! Yaşasın!" diye sevinçle zıplamış.
O günden sonra Sinko, fındık saklarken yerlerini unutmaktan hiç korkmamış. Her kazdığı çukurun, gelecekteki ormana dikilmiş taze bir fidan olduğunu bilerek neşeyle çalışmaya devam etmiş.
Gökten üç fındık düşmüş: Biri ormanın sevimli bahçıvanı Sinko'ya. Biri doğanın sırlarını bilen Bilge Kaplumbağa'ya. Biri de doğanın ne kadar mucizevi çalıştığını öğrenen akıllı çocuklara.
Paylaş
Tepkiniz Nedir?
Beğendim
20
Beğenmedim
2
Sevdim
22
Güldüm
6
Kızdım
3
Üzüldüm
2
Şaşırdım
4
