Minik Fıstık ile Sakar Dev
Minik Fıstık'ın, sakar dev Gürültü'yü güldürme macerası! Dostluğun ve neşenin sıcak hikayesi, kahkahalarla dolu.
Bir varmış bir yokmuş, uzak diyarların en yemyeşil, en çiçekli vadilerinde, yaprakları rengarenk kelebeklerin dans ettiği, dereleri şıp şıp akan, kuşların cıvıl cıvıl şarkı söylediği bir orman varmış. Bu ormanda, boyu bir fındık kadar olan, minicik, pırıl pırıl gözlü bir sincap yaşarmış. Adı Minik Fıstık’mış. Minik Fıstık, o kadar neşeliymiş ki, her sabah uyandığında ilk işi, ormandaki tüm hayvanlara en komik fıkraları anlatmak olurmuş. Kahkahalar, ormanın en derin köşelerine kadar yayılır, hatta bazen uykusundan uyanan yedi uyurlar bile gülmekten yuvarlanırmış. Ama ormanda tek bir varlık varmış ki, yüzü hiç gülmezmiş: kocaman, sakar dev Gürültü. Gürültü, adının hakkını verircesine, her adımında yeri sallar, devasa ayaklarıyla bastığı her çiçeği ezer, her ağacı sallarmış. Yüzü asık, kaşları çatık, sanki dünyanın tüm dertleri onun omuzlarındaymış gibi dururmuş. Minik Fıstık, Gürültü’nün bu hallerine çok üzülürmüş. "Koca dev, bir kerecik de olsa gülse ne güzel olurdu!" diye düşünürmüş kendi kendine.
Minik Fıstık, Gürültü'yü güldürmek için türlü yollar denemiş. Bir gün, Gürültü'nün yolu üzerinde durmuş, ellerini beline koymuş ve "Ey koca dev, duydum ki sen hiç gülmezmişsin! Peki sana bir bilmece sorsam, cevabını bilirsen güler misin?" diye cıvıl cıvıl seslenmiş. Gürültü, koca kafasını Minik Fıstık'a doğru eğmiş, gözlerini kısmış ve "Ne bilmecesiymiş o, cüce?" diye gürlemiş. Minik Fıstık, hiç korkmamış, aksine daha da neşeyle zıplamış. "İki bacağı var, üç bacağı var, dört bacağı var! Ne bu?" diye sormuş. Gürültü düşünmüş, düşünmüş, kocaman parmaklarını şaklatmış, ama cevabı bulamamış. Minik Fıstık gülmekten yerlere yatmış, "Adam!" diye bağırmış. "Önce bebekken iki bacak üzerinde emekler, sonra çocukken üç bacakla (bastonla) yürür, yaşlanınca da dört bacakla (iki bastonla) yürür!" Gürültü, bu cevaba şaşırmış, koca burnundan bir "Hımmph!" sesi fışkırmış ama gülmemiş. Minik Fıstık vazgeçmemiş. Bir başka gün, Gürültü'nün devasa ayak parmaklarına minik papatyalar takmış. Gürültü yürürken, her adımda papatyalar fırrr diye uçuşmuş, sanki dev bir bahar şenliği yapıyormuş. Gürültü, bu duruma da sadece kaşlarını kaldırmış, "Ne bu şimdi?" diye homurdanmış. Minik Fıstık, Gürültü'nün gölgesinde saklanarak, devin kocaman ayakkabılarının içine gizlice birkaç tane pıtır pıtır patlayan mısır koymuş. Gürültü yürümeye başladığında, her adımda ayakkabılarından "pat! pat!" sesleri gelmeye başlamış. Gürültü, ne olduğunu anlamadan bir sağa bir sola bakmış, sanki ayakkabıları konuşuyormuş gibi. Bu durum, ormandaki diğer hayvanları kahkahalara boğmuş ama Gürültü'nün yüzünde yine bir tebessüm bile belirmemiş.
Minik Fıstık, artık pes etme noktasına gelmiş gibiymiş. Bir akşamüstü, Gürültü'nün en sevdiği kayanın üzerine çıkmış, derin bir nefes almış ve başlamış şarkı söylemeye. Ama bu sıradan bir şarkı değilmiş, Gürültü'nün tüm sakarlıklarını, tüm beceriksizliklerini, devasa adımlarıyla çıkardığı "gürültü"leri anlatan komik bir şarkıymış. Şarkı, Gürültü'nün bir keresinde dereye düşüşünü, bir keresinde ağaca takılıp kalışını, bir keresinde de kendi ayaklarına takılıp yuvarlanışını anlatıyormuş. Minik Fıstık, şarkının her dizesini, kendi minicik sesiyle, en komik tonlamalarla söylemiş. Ormanın tüm hayvanları toplanmış, pür dikkat Minik Fıstık'ı dinliyormuş. Şarkının sonuna geldiğinde, Minik Fıstık, Gürültü'nün tam karşısına geçmiş ve "Ve işte karşınızda, Gürültü Efendi! Adım adım gürültü, kahkaha saçan bir dev!" diye bağırmış. O sırada, Gürültü'nün kocaman gövdesi hafifçe titremeye başlamış. Önce dudaklarının kenarı kıvrılmış, sonra yanakları kızarmış, ardından da o koca göbeği sallanmaya başlamış. Bir "Hoh ho ho!" sesi yankılanmış ormanda, sonra bir "Hoh hoh ho ho!" daha. Gürültü, ilk kez, ama gerçekten ilk kez, kahkahalarla gülmeye başlamış. Kahkahaları o kadar gürültülüymüş ki, ormandaki tüm yapraklar titremeye başlamış, kuşlar yuvalarından fırrr diye uçuşmuş. Gürültü gülmekten yere çökmüş, gözlerinden yaşlar akıyormuş. Minik Fıstık, hayatında hiç bu kadar mutlu olmamış. Gürültü'nün kahkahaları, tüm ormanı neşeyle doldurmuş, sanki güneş daha parlak parlıyormuş o gün.
O günden sonra, Gürültü'nün yüzü artık asık değilmiş. Arada bir kaşları çatılsa da, Minik Fıstık'ın bir fıkrası ya da komik bir şarkısıyla hemen gülmeye başlarmış. Hatta Gürültü, Minik Fıstık'ı omuzlarına alır, ormanın en yüksek tepesine çıkarır, oradan tüm ormana kahkahalar saçarlarmış. Minik Fıstık, Gürültü'ye gülmenin ne kadar güzel olduğunu öğretmiş, Gürültü de Minik Fıstık'a, en büyük kahkahaların bile en minik yüreklerden gelebileceğini göstermiş. Böylece, kocaman bir dev ile minicik bir sincap, ormanın en iyi arkadaşları olmuşlar. Unutmayın çocuklar, bazen en büyük kahkahalar, en küçük şakalardan doğar ve birine gülmeyi öğretmek, dünyayı daha neşeli bir yer yapar. Gökten üç kahkaha düşmüş, biri Gürültü'nün devasa dudaklarına, biri Minik Fıstık'ın minicik yüreğine, biri de bu masalı dinleyen ve hayatına neşe katmayı seven tüm tatlı çocuklara.
Paylaş
Tepkiniz Nedir?
Beğendim
10
Beğenmedim
1
Sevdim
15
Güldüm
2
Kızdım
0
Üzüldüm
0
Şaşırdım
0
