Papağan ile Rakun Masalı
Zeki rakun ile akıllı papağan, yanlışlıkla girdikleri Yaşayan Orman Labirenti'nden doğa bilgilerini kullanarak çıkmaya çalışırlar.
Bir varmış bir yokmuş... Dünyanın en yeşil, en gizemli ormanlarından birinde, zeki ve sevimli dostlar Papağan ile Rakun yaşarmış.
Bir sabah bu iki dost, ormanın derinliklerinde nadir bulunan "Altın Böğürtlenleri" ararken, etraflarını saran devasa çalılıkların aniden hareket ettiğini fark etmişler. Çalılıklar hızla büyümüş, birbirine dolanmış ve arkalarındaki yolu kapatmış. Kendilerini, duvarları sürekli yer değiştiren Yaşayan Orman Labirenti'nin tam ortasında bulmuşlar!
Rakun, minik hünerli elleriyle çalılıkları aralamaya çalışmış ama dallar çok sertmiş. Papağan hemen havalanıp yukarıdan bakmak istemiş ama labirentin üzeri kalın bir sis bulutuyla kaplıymış.
"Sakin olmalıyız," demiş Papağan. "Biz ormanın en akıllı hayvanlarıyız. Doğayı dinlersek, bu labirent bize çıkış yolunu gösterir."
Yürümeye başlamışlar. Bir süre sonra yolları ikiye ayrılmış. Karşılarına, gövdesinde eski harflerle bir bilmece yazan yaşlı bir Meşe Ağacı çıkmış. Ağacın üzerindeki yazıda şöyle diyormuş:
"Yüzümü güneşe dönerim, sırtımda yeşil bir palto büyütürüm. Çıkışı bulmak istersen, soğuk rüzgarın estiği yöne, benim yeşil paltoma doğru yürü."
Rakun başını kaşımış. "Yeşil palto mu? Bu ne demek?"
Papağan gagasını tıkırdatarak gülümsemiş: "Düşün dostum! Ormanda ağaçların gövdelerinde büyüyen yeşil şey nedir? Yosun! Ve doğa bilgimize göre, ağaçların yosun tutan tarafı her zaman kuzeyi, yani soğuk rüzgarın estiği yönü gösterir."
Rakun hemen elleriyle ağaçların gövdelerini yoklamış. Sağdaki yolun girişindeki ağaçların kuzey tarafında ıslak ve yumuşak yosunlar varmış. "İşte burası! Kuzeye gidiyoruz!" demiş Rakun ve doğru yolu bulmuşlar.
Labirentin derinliklerinde ilerlerken bu kez yollarını devasa, kapalı bir sarmaşık kapısı kesmiş. Kapının üzerinde başka bir bilmece varmış:
"Köküm toprakta, başım yaprakta. Gövdemin açılması için, can suyumu getirmelisin bana."
Kapının etrafında hiç su yokmuş. Papağan hafızasını yoklamış: "Sarmaşıklar suyu çok sever. Sesi duyuyor musun Rakun?"
Rakun uzun kulaklarını dikmiş. Evet, kayaların arkasından çok hafif bir şırıltı geliyormuş. Orada gizli bir su kaynağı varmış ama kapıya ulaşmıyormuş.
"İşte şimdi benim ellerime iş düştü!" demiş Rakun. Zeki Rakun, o hünerli parmaklarını kullanarak yerdeki taşları ve çamuru hızla kazmış. Suyun akması için küçük bir kanal inşa etmiş. Su, "şırıl şırıl" akarak sarmaşıkların köküne ulaşmış. Suyu içen sarmaşıklar aniden canlanıp "Hışşş" diye açılarak yolu serbest bırakmış.
Sonunda labirentin merkezine varmışlar. Çıkış kapısı tam karşılarındaymış ama kapı, üç farklı renkteki (Kırmızı, Mavi, Sarı) meyvelerin doğru sırayla yerleştirilmesi gereken ahşap bir kilit mekanizmasıyla kapalıymış.
Papağan, "Ben yukarıdan uçarken bu renklerin sırasını labirentin girişindeki çiçeklerde görmüştüm! Önce Mavi, sonra Kırmızı, en son Sarı!" demiş.
Rakun, hünerli elleriyle meyveleri tam da Papağan'ın söylediği sıraya göre deliklere yerleştirmiş.
Labirentin devasa ahşap kapısı açılmış. Dışarıda onları güneşli, harika orman manzarası ve aradıkları Altın Böğürtlenler bekliyormuş.
İki dost birbirlerine "Çak!" yapmışlar. O gün anlamışlar ki; fiziksel güç her şeyi çözemez. Keskin bir hafıza, doğayı iyi okuma yeteneği ve el becerisi birleştiğinde aşılamayacak hiçbir labirent, çözülemeyecek hiçbir bilmece yokmuş.
Gökten üç altın böğürtlen düşmüş: Biri aklını ve ellerini ustaca kullanan Rakun'a. Biri hafızasıyla yol gösteren Papağan'a. Biri de doğanın sırlarını merakla öğrenen zeki çocuklara.
Paylaş
Tepkiniz Nedir?
Beğendim
28
Beğenmedim
3
Sevdim
26
Güldüm
5
Kızdım
3
Üzüldüm
3
Şaşırdım
9
