Nasreddin Hoca ile Göl Masalı
Sıcak bir günde Akşehir Gölü'ne düşen Nasreddin Hoca, kıyıda panikleyip bağıran köylülere unutulmaz bir ders verir.
Bir varmış bir yokmuş... Evvel zaman içinde, kalbur saman içinde, Anadolu'nun şirin mi şirin Akşehir kasabasında, aklı zehir gibi çalışan, güldürürken düşündüren Nasreddin Hoca yaşarmış. Hoca'nın bir de çok sevdiği, uzun kulaklı inatçı eşeği Karakaçan varmış.
Sıcak bir yaz günüymüş. Güneş gökyüzünde sarı bir tepsi gibi parlıyor, etrafı fırın gibi ısıtıyormuş. Nasreddin Hoca, Karakaçan'a binmiş, tarladan evine doğru tırıs tırıs gidiyormuş. Yolları Akşehir Gölü'nün kenarından geçmiş. Sazlıkların arasından esen rüzgar, gölün serinliğini Hoca'nın yüzüne vurmuş.
Hoca terini silmiş, "Aman Karakaçan," demiş, "Şu gölün kenarında biraz duralım da, yüzümüze gözümüze iki avuç serin su çarpalım, hararetimiz gitsin."
Hoca eşeğinden inmiş, gölün kenarındaki kayalıklara doğru yürümüş. Eğilmiş, ellerini tam suya daldıracakken, ayağı yosunlu ve kaygan bir taşa basmış.
"Vıııjjt!" diye ayağı kayan Hoca, öylece gölün sularına düşüvermiş! Sular etrafa sıçramış, kurbağalar korkup zıplamış.
O sırada yoldan geçen genç bir Köylü, Hoca'nın suya düştüğünü görmüş. Köylü çok telaşlı ve evhamlı biriymiş. Suyu görünce hemen ellerini başına koyup avazı çıktığı kadar bağırmaya başlamış:
"İmdat! Yetişin dostlar! Nasreddin Hocam göle düştü! Eyvahlar olsun, göl çok derin! Hocam boğulacak, kurtarın!"
Köylü o kadar çok bağırıyor, o kadar çok panik yapıyormuş ki, suya atlayıp Hoca'ya yardım etmek aklına bile gelmiyormuş. Sadece kıyıda sağa sola koşuşturup duruyormuş.
Oysa Nasreddin Hoca suyun içinde hiç çırpınmıyormuş. Suyu yutmamış bile. Yavaşça ayaklarının üzerine dikilmiş. Bir de bakmışlar ki; gölün suyu Hoca'nın sadece beline kadar geliyormuş! Hoca, sırılsıklam olmuş kavuğunu düzeltip, kıyıda feryat figan bağıran köylüye bakmış ve kahkahayı basmış.
Köylü şaşkınlıkla sormuş: "Hocam! Sen gülüyorsun ama az kalsın boğulacaktın! Göl çok mu derin? Neden çıkmıyorsun?"
Hoca, ıslak sakalını sıvazlayarak sudan yavaşça yürüyüp çıkmış. Kıyafetlerinden "şırıl şırıl" sular damlarken telaşlı köylüye dönmüş ve o meşhur, hikmetli sözünü söylemiş:
"Evladım," demiş Hoca. "Göl derin değil, suyu ancak belime geliyor. Ama senin şu telaşın, şu paniğin gölden bile daha derin! İnsan zor bir duruma düştüğünde bağırmak yerine aklını kullanmalı. Sığ sularda panik yapanın, aklı gölden daha sığ kalır!"
Köylü, Hoca'nın bu sözü üzerine hatasını anlamış. Suya bakmış, gerçekten de çok sığmış. "Haklısın Hocam," diyerek utanmış. "Ben yardım etmek yerine sadece gürültü yaptım."
Hoca şefkatle gülümsemiş, ıslak yeleğini sıkmış. "Hadi bakalım, canın sağ olsun. En azından bu sıcak günde güzelce serinlemiş oldum!" diyerek Karakaçan'a binmiş.
Islak kıyafetleriyle, arkasında su damlaları bırakarak neşe içinde evinin yolunu tutmuş. O günden sonra o köylü, ne zaman bir sorunla karşılaşsa önce derin bir nefes alıp sakin kalmayı öğrenmiş.
Gökten üç su damlası düşmüş: Biri aklını hep yanında taşıyan Nasreddin Hoca'ya. Biri panik yapmamayı öğrenen köylüye. Biri de zor anlarda sakin kalıp düşünen akıllı çocuklara.
Paylaş
Tepkiniz Nedir?
Beğendim
44
Beğenmedim
3
Sevdim
27
Güldüm
8
Kızdım
2
Üzüldüm
1
Şaşırdım
5
