Alp Dağlarında Keşif Macerası
Alp Dağları'nda kaybolan tarihi bir kolyeyi arayan gençlerin macerasıdır.

Bir varmış bir yokmuş, çok uzaklarda Alp Dağları'nın eteklerinde bir köy varmış. Bu köyde dört cesur genç arkadaş yaşarmış: Can, Elif, Mete ve Duru. Her biri farklı karakterlere sahip olsalar da, hepsi bir arada olduklarında dünyayı değiştirebilecek güçteymiş. Bir gün köylerinin yaşlı bilgesi, çocuklara eski bir hikâye anlatmış.
“Yıllar önce bu dağlarda bir kolye kaybolmuş. Çok değerli bir kolyeymiş, içinde bir hazine saklıymış. Devlet, bu kolyeyi bulanlara büyük ödüller verecekmiş. Ama kolye, dağların derinliklerinde kaybolmuş,” demiş yaşlı bilge, gözlerinde bir parıltı ile.
Gençler bu hikâyeyi duyunca hemen harekete geçmeye karar vermişler. Elif, “Biz bulalım o zaman!” demiş. Can ise, “Belki büyük bir ödül alırız, belki de köyümüze yardımcı oluruz!” diye eklemiş. Mete ve Duru da bu fikre katılmışlar.
Ertesi gün sabahın ilk ışıklarıyla, ellerine çantalarını alıp yola çıkmışlar. Rüzgâr saçlarını savururken, dağların yüksek zirvelerine doğru ilerlemişler. “Vuuuuu” diye esen rüzgar, dağların yükseklerinde fısıldıyormuş. Hava biraz soğuk, biraz da sisliymiş ama bu, gençlerin moralini bozmuş. “Aaa!” demiş Duru, “Biraz korkutucu burası, değil mi?”
Ama Can cesurca cevap vermiş: “Korkacak bir şey yok! Biz birlikteyiz, her zorluğu aşarız!”
Yolculuklarının başlarında, dağların arasında yürürken, birden yere düşen bir taşın sesi “Çat!” diye yankılanmış. Hep birlikte gülmüşler, çünkü bu ses onlara cesaret vermiş. Birlikte yürümeye devam etmişler, taşların ve ağaçların arasında ilerlerken her adımda daha da heyecanlanmışlar.
Bir süre sonra, karşılarda eski bir taş yol görünmüş. Taşlar üst üste konmuş, tıpkı eski zamanlarda yapılmış gibi. “Burası bir zamanlar önemli bir yol olmuş,” demiş Mete. Elif ise, “Hadi takip edelim, belki de kolyenin yerini gösteren bir işarettir!” demiş ve hepsi bu yolda ilerlemeye başlamış. Her adımda sesler daha da büyümüş: “Tak tak tak!” Ayak sesleri taşlarda yankılanmış.
Yolda ilerlerken bir an için korkmuşlar ama birbirlerine güvenerek yol almışlar. Taşların arasında bir ağacın altında, toprak biraz kabarmış. Can hemen eğilmiş ve elini toprağa batırarak kazmaya başlamış. Birkaç saniye sonra, “Vay be!” demiş ve elinde parlayan bir kutu çıkarmış. Kutuyu açınca, içinden altın taşlarla süslenmiş çok eski bir kolye çıkmış.
“Oleyyyyy!” diye bağırmış Elif, “Buldum! İşte o kolye!”
Gençler sevinçle kolyeyi alıp köye dönmüşler. Dönüş yolunda yağmur başlamış, “Şıp şıp” diye damlalar düşerken, onlar hızla yürümeye devam etmişler. Birlikte güçlükleri aşmışlar ve köye varmışlar. Herkes onları alkışlamış, çünkü o kaybolan kolyeyi bulmak herkes için büyük bir zafermiş.
Köyün yaşlı bilgesi de mutlu bir şekilde onları karşılamış. “Bunu başarabileceğinizi biliyordum!” demiş. Ertesi gün, köye devlet yetkilileri gelmiş. Gençlere madalyalar vermişler. “İşte bu, sizin cesaretinizin ödülü,” demişler. “Çat çat çat!” alkışlar bir anda duyulmuş.
Gençler bu ödülleri alırken mutlu olmuşlar ama aslında en büyük ödüllerinin sadece kolye değil, birlikte başardıkları bu büyük iş olduğunu anlamışlar. Kolyeyi bulmak, bir yolculuğu tamamlamak, bir amacı başarmak önemliydi; ama en önemlisi birbirlerine güvenmek ve arkadaşlıklarıydı.
Ve o günden sonra, Alp Dağları’nda kaybolan kolyenin hatırası hep yaşanmış. Çünkü her keşif, her başarı, insanın içindeki cesareti bulması için bir fırsattı. Her şey birlikte başarmanın gücünde saklıydı.
Masal sona ererken gökyüzü yavaşça kararmış, dağların zirvelerinde yıldızlar parlamaya başlamış. Gökten üç parıltı düşmüş:
Biri altın bir madalya olmuş, çünkü birlikte başarmanın gücü en değerli ödüldür.
Biri masalı dinleyen çocukların kalbine cesaret yerleşmiş, çünkü korkularımızı yenmek için birbirimize güvenmeliyiz.
Biri de herkesin yüreğine dostluk dolmuş, çünkü gerçek arkadaşlık her engeli aşar.
Tepkiniz Nedir?






