Çiçek Uykusu Masalı
Minik Çiçek Uykusu, her gece hayaller bahçesinde büyülü maceralara atılan küçük bir çiçeğin tatlı öyküsü.
Bir varmış bir yokmuş, yemyeşil, pırıl pırıl bir bahçenin en kuytu köşesinde, diğer çiçeklerden biraz daha küçük, yaprakları kadife gibi yumuşacık, rengi ise en narin sabah bulutları gibi açık mor olan bir çiçek yaşarmış. Adı Minik Çiçek Uykusu'ymuş. Minik Çiçek Uykusu, diğer tüm çiçekler gibi gündüzleri güneşin ışıklarıyla beslenir, arıların vızz vızz sesleriyle neşelenirmiş ama onun asıl büyülü zamanları güneş batınca başlarmış. Güneşin son ışıkları dağların ardında kaybolur kaybolmaz, Minik Çiçek Uykusu'nun tomurcukları yavaşça kapanır, yaprakları birbirine sarılır ve işte o an, onun hayaller bahçesindeki maceraları başlarmış. Gözlerini kapattığında, köklerinden tatlı bir karıncalanma başlar, taç yapraklarına kadar ulaşırmış. Her gece, bu karıncalanma onu uykuya değil, bambaşka bir dünyaya taşırmış; öyle bir dünya ki, orada her şey mümkünmüş ve her renk, gökkuşağının bile hayal edemeyeceği kadar canlıymış.
Bir gece, Minik Çiçek Uykusu gözlerini kapattığında, kendini devasa, ışıl ışıl parlayan bir kelebeğin kanadında bulmuş. Kelebek, rengarenk toz bulutları saçarak gökyüzünde süzülüyor, Minik Çiçek Uykusu ise kanadın üzerinde rüzgarın şıp şıp sesini dinleyerek gülümsüyormuş. Aşağıda, parlayan mantarların aydınlattığı bir orman uzanıyormuş. O ormanda, şarkı söyleyen nehirler, fısır fısır konuşan ağaçlar ve yıldız tozundan yapılmış köprüler varmış. Kelebek, onu yavaşça bir çiçeğin üzerine bırakmış. Bu çiçek, bilmediği, hiç görmediği bir renkteymiş; sanki mor ile mavinin en güzel tonları birbirine karışmış, ortasında da minicik, pırıl pırıl bir inci parlıyormuş. Minik Çiçek Uykusu, bu yeni arkadaşıyla tanışmanın heyecanıyla dolmuş, yapraklarını usulca açmış ve fısıltılarla selamlaşmışlar.
Yeni arkadaşı, adının Parlak Damla olduğunu söylemiş ve ona hayaller bahçesinin en gizli köşelerini göstermeye başlamış. Birlikte, şekerden yapılmış dağların eteklerinde yuvarlanmışlar, pamuk şeker bulutlarının üzerinde zıplamışlar ve gökyüzünde uçan balıkların peşinden koşmuşlar. Bir ara, karşılarına, her yaprağı bir müzik aleti olan kocaman bir Orkestra Ağacı çıkmış. Ağacın dallarından çıkan tın tın sesleri, tüm bahçeyi dolduruyor, her çiçeği, her böceği dans etmeye çağırıyormuş. Minik Çiçek Uykusu ve Parlak Damla da bu melodiye kendilerini kaptırmış, yapraklarını sallayarak, usul usul sallanmışlar. Bu büyülü orkestra, onlara hiç bitmeyecekmiş gibi gelen bir neşe ve huzur vermiş, kalpleri pırıl pırıl olmuş.
Sabahın ilk ışıklarıyla birlikte, Minik Çiçek Uykusu gözlerini gerçek bahçesinde açmış. Yaprakları hala hafifçe titriyor, sanki kelebeğin kanatlarındaki rüzgarı hala hissediyormuş. Büyülü bahçede yaşadığı maceralar, ona her zaman hatırlayacağı değerli anılar bırakmış. Minik Çiçek Uykusu, her gece hayaller bahçesinde yeni keşifler yaparak, dünyayı ve kendini daha iyi tanımayı öğrenmiş. Böylece, her sabah uyandığında, güneşin ışıklarıyla daha da parlayan, daha da mutlu bir çiçek olmuş. Gökten üç pırıltılı çiğ tanesi düşmüş, biri Minik Çiçek Uykusu’nun tatlı rüyalarına, biri hayaller bahçesinin tüm güzelliklerine, biri de hayal kurmaktan ve keşfetmekten asla vazgeçmeyen tüm çocuklara.
Paylaş
Tepkiniz Nedir?
Beğendim
8
Beğenmedim
2
Sevdim
9
Güldüm
0
Kızdım
0
Üzüldüm
1
Şaşırdım
0
