Evsiz Salyangoz Masalı
Sırtındaki ağır kabuğunu taşımaktan sıkılan Salyangoz Soso, kabuğunu bırakıp kendine yeni bir ev arar.
Bir varmış bir yokmuş... Papatyaların gökyüzüne gülümsediği, çimenlerin rüzgarda dalgalandığı "Yeşil Yaprak Ormanı"nda, Soso adında küçük bir salyangoz yaşarmış. Soso'nun sırtında kahverengi, sarmal desenli, pırıl pırıl parlayan çok güzel bir kabuğu varmış. Ancak Soso bu kabuğu hiç sevmezmiş.
"Of!" dermiş Soso. "Herkesin evi sabit bir yerde duruyor. Benimki ise sırtımda! Çok ağır, çok yavaş yürüyorum. Keşke başka bir hayvan olsaydım da sırtımda ev taşımasaydım."
Bir sabah Soso kararını vermiş. İyice esnemiş, kıvrılmış ve sırtındaki o güzelim kabuğundan yavaşça dışarı çıkmış.
Kabuğunu büyük bir yonca yaprağının altına saklamış. Artık "Evsiz Salyangoz" olmuş. Vücudu hafiflemiş ama kendini biraz çıplak ve savunmasız hissediyormuş. Yine de "Şimdi kendime harika, sabit bir yuva bulacağım!" diyerek yola koyulmuş.
Soso önce ulu bir çınar ağacına bakmış. Orada mavi tüylü bir Kuş, dalların arasına çalı çırpıdan harika bir yuva yapmıştı. Soso sürünerek o yuvaya tırmanmış. "Ne güzel bir ev, manzarası da harika!" demiş.
Ama birden rüzgar "Vuuu!" diye esmiş. Yuva beşik gibi sallanmaya başlamış. Kuşun tüyleri onu ısıtıyormuş ama Soso'nun tüyleri olmadığı için rüzgardan tir tir titremiş, başı dönmüş. "Burası çok yüksek ve soğuk, bana göre değil!" diyerek aşağı inmiş.
Daha sonra yerin altında tüneller kazan Köstebek'in yuvasına girmiş.
"Oh, rüzgar yok, ne güzel!" demiş. Ama içerisi zifiri karanlıkmış ve her yer toprakmış. Soso'nun yumuşak vücuduna çamurlar yapışmış, nefes almakta zorlanmış. "Burası çok karanlık ve boğucu," diyerek oradan da kaçmış.
Sonra göletin kenarına gitmiş. Yeşil bir Kurbağa, kocaman bir nilüfer yaprağının üzerinde oturuyormuş. Soso yaprağın üzerine çıkmış. "İşte burası harika, su manzaralı!" demiş. Ama Kurbağa aniden "Vrak!" diye zıplayınca yaprak sallanmış, Soso az kalsın göle düşüyormuş. Üstelik her yer sırılsıklam ve yapış yapışmış.
Soso çok yorulmuş ve üzülmüş. Başka hayvanların evleri onlara çok güzel uyuyormuş ama hiçbiri bir salyangoza göre değilmiş.
Tam o sırada gökyüzü gürlemiş: "GÜÜÜMM!"
Büyük bir yağmur damlası Soso'nun burnuna "Şıp!" diye düşmüş. Ardından yağmur bardaktan boşalırcasına yağmaya başlamış.
Sonuç ve Eğitici Yön:
Evsiz kalan Soso, yağmur damlalarından kaçacak hiçbir yer bulamamış. O an aklına yonca yaprağının altına sakladığı kendi güzel, sağlam kabuğu gelmiş! "Benim evim!" diye bağırarak, sırılsıklam bir halde yonca yaprağına doğru sürünmüş.
Kabuğunu bulduğunda dünyalar onun olmuş. Hemen o sıcak, güvenli ve sadece onun vücuduna göre yapılmış kahverengi sarmal evinin içine kıvrılmış.
Yağmur damlaları kabuğuna "Tık tık tık" diye vururken, Soso içeride kupkuru, sıcacık ve çok huzurluymuş. Fırtına onu hiç etkilemiyormuş.
Soso o gün anlamış ki; sırtındaki ağırlık sandığı şey, aslında doğanın ona verdiği en büyük hediye, en güvenli kalkanmış. Başkalarının hayatına ve evine özenmek yerine, kendi sahip olduklarının değerini bilmek gerekirmiş.
O günden sonra Soso bir daha asla kabuğundan şikayet etmemiş. Ormanda evini sırtında taşımanın gururuyla, ağır ama çok mutlu bir şekilde yaşamış.
Gökten üç su damlası düşmüş: Biri kendi değerini anlayan Soso'ya. Biri doğadaki o kusursuz düzene. Biri de elindekilerin kıymetini bilen, başkasına özenmeyen güzel kalpli çocuklara.
Paylaş
Tepkiniz Nedir?
Beğendim
42
Beğenmedim
2
Sevdim
29
Güldüm
5
Kızdım
4
Üzüldüm
3
Şaşırdım
7
