Keloğlan ile Padişahın Kedisi
Padişahın çok sevdiği Van kedisi Pamuk kaybolur. Keloğlan, zekasını kullanarak kediyi bulur ve saraya götürür.
Bir varmış bir yokmuş, evvel zaman içinde, kalbur saman içinde... Dağların ardında, yolları taşlı ve çamurlu, ulaşımı zor bir köyde, bizim saçsız başı, şimşir tarağı, iyi kalpli ve zeki Keloğlan, yaşlı anasıyla yaşarmış. Köyün yolu o kadar bozukmuş ki, köylüler şehre gidip gelirken çok zorlanırmış.
Bir gün şehirden padişahın çalışanları gelmiş, davullarını "Güm güm!" diye vurmuşlar:
"Duyduk duymadık demeyin! Padişahımızın gözbebeği, sarayın neşesi, bir gözü mavi bir gözü yeşil olan Van kedisi Pamuk kaybolmuştur! Onu bulup getirene Padişahımız dilek hakkı verecektir!"
Keloğlan, anasına bakmış: "Ana, o kedicik dışarıda korkar, aç kalır. Ben gidip onu arayayım belki şansım yolunda gider ve onu bulurum," demiş. Anası, "Yolun açık olsun kel oğlum, kendine iyi bak yollarda dikkat et." diyerek onu uğurlamış.
Keloğlan sarayın etrafındaki ormana gitmiş. Herkes kediyi "Pisi pisi" diye bağırarak ararken, Keloğlan aklını kullanmış. "Saray kedisi nazlı olur, bal kokusunu sever," diyerek yanında getirdiği bir parça balı rüzgara doğru tutmuş.
Çok geçmeden, ulu bir çınar ağacının tepesinden "Miyav!" diye cılız bir ses gelmiş. Keloğlan yukarı bakmış. Beyaz tüylü Pamuk, daldan inemiyormuş ve korkudan titriyormuş.
Keloğlan hemen ağaca tırmanmış. Kediyi ürkütmeden, nazikçe kucağına almış ve "Korkma minik dostum, Keloğlan abin seni kurtaracak," diyerek aşağı indirmiş. Pamuk, Keloğlan'ın omzuna çıkıp mırıldanmaya başlamış.
Keloğlan, omzunda kediyle saraya varmış. Padişah, çok sevdiği kedisini görünce sevinçten tahtından kalkmış, Keloğlan'ı kucaklamış.
"Dile benden ne dilersen Keloğlan! Sana küpler dolusu altın mı vereyim, yoksa sarayda vezirlik mi?" diye sormuş.
Keloğlan gülümsemiş, başını kaşımış:
"Padişahım, sağ olun. Kedinizi buldum çünkü o bir can taşıyor, yardım etmek görevimdi. Altınlarınız sizin olsun. Ama çok ısrar ediyorsanız sizden bir ricam var..."
Padişah meraklanmış: "Söyle bakalım!"
Keloğlan, "Benim köyümün yolları çok bozuktur Padişahım. Yağmur yağınca çamur olur, kimse şehre inemez, hastalar doktora gidemez. Eğer bana bir ödül verecekseniz, köyüme güzel, taş döşeli bir yol yaptırın. Hem ben, hem de bütün köylü rahat etsin," demiş.
Padişah bu cevap karşısında çok duygulanmış. "Sen ne koca yürekli bir çocuksun Keloğlan. Kendin için değil, halkın için istedin," demiş.
Hemen emir vermiş. Keloğlan'ın köyüne harika bir yol yapılmış. Köylüler artık şehre kolayca gidip gelmiş, ürünlerini satmış, hastalarını iyileştirmiş.
Keloğlan her o yoldan geçtiğinde, Padişahın kedisi Pamuk'u hatırlayıp gülümsermiş.
Gökten üç elma düşmüş: Biri akıllı Keloğlan'a. Biri köyüne hizmet gelen halka. Biri de kendinden önce başkalarını düşünen güzel kalpli çocuklara.
Paylaş
Tepkiniz Nedir?
Beğendim
27
Beğenmedim
5
Sevdim
28
Güldüm
3
Kızdım
1
Üzüldüm
2
Şaşırdım
3
