Yedi Renkli Salyangoz Masalı
Kabuğu solan minik salyangozun, ailesini ve dostlarını bir araya getirerek Tuzlu Tepeler'i yeniden canlandırdığı, dayanışma dolu sıcacık bir dostluk masalı.
Bir varmış bir yokmuş, bereketli yağmurların yıkadığı Tuzlu Tepeler'in eteğinde, dev bir kayanın gölgesinde Sedefkabuk adında küçük bir salyangoz yaşarmış. Bu minik salyangozun kabuğu öyle bir kabukmuş ki, sabah güneşi üzerine düştüğünde tıpkı bir sabun köpüğü gibi yedi ayrı renge bürünür, kıvrım kıvrım sırtında deniz mavisi, nar kırmızısı, limon sarısı dans edermiş. Sedefkabuk sabahları yaprakların üzerindeki çiy tanelerini biriktirir, akşamları ise annesiyle babasının yanına kıvrılıp tepelerin altın rengi ışığını izlemekten büyük keyif alırmış. Onun en sevdiği şeyse, komşu dostlarına çiy tanelerinden tatlı içecekler ikram etmekmiş.
Lakin bir bahar, gökyüzü ağzını sıkı sıkıya tutmuş, ne bir damla yağmur düşmüş ne de bir bulut gölge salmış. Tuzlu Tepeler kurudukça kurumuş, yapraklar büzüşmüş, çiy taneleri buharlaşıp gitmiş. Sedefkabuk'un o görkemli yedi rengi de günden güne solmaya başlamış; çünkü salyangozların kabuğu, içlerindeki neşeden ve etraflarındaki canlılıktan beslenirmiş. Minik salyangoz üzgün üzgün sürünürken, kuru bir dalın altında titreyen yaşlı bir kaplumbağaya rastlamış. "Ah yavrucuğum," demiş kaplumbağa, "bu tepeler eskiden bir su gözesiyle beslenirdi. Ama gözenin önünü kocaman bir taş yığını kapadı, su artık tepelere ulaşamıyor. Bu yığını tek başına hiçbir canlı kaldıramaz." Sedefkabuk bir an düşünmüş, sonra gözleri parlamış: "O halde tek başına olmayacağız!"
Sedefkabuk hiç vakit kaybetmemiş; önce ailesine koşmuş, sonra tepenin tüm dostlarını çağırmış. Kanatları yorgun bir yaban arısı, dikenleri tozlanmış bir kirpi, sırtı çatlamış yaşlı kaplumbağa ve bir avuç çalışkan karınca, hepsi su gözesinin önündeki taş yığınının başında toplanmış. Karıncalar küçük taşları sıra sıra taşımış, kirpi sırtıyla itelemiş, kaplumbağa kabuğunu kalkan yapıp dayanmış, yaban arısı ise vızıldayarak herkese yol göstermiş. Sedefkabuk da yapışkan izleriyle kayan taşları tutturup düşmelerini engellemiş. "Hep birlikte, bir... iki... şimdi!" diye saymışlar. Tıkır tıkır taşlar yuvarlanmış, en sonunda kocaman kaya şıp diye yana devrilmiş ve gözenin önü açılmış. O an yerin derinliklerinden fışkıran su, şırıl şırıl tepelere doğru akmaya başlamış.
Su, kurumuş toprağı doyurdukça yapraklar yeniden açılmış, çiy taneleri geri gelmiş ve Tuzlu Tepeler eski neşesine kavuşmuş. Sedefkabuk'un kabuğu da, dostlarının sevinçli koşuşturmasını izledikçe yedi rengine yeniden bürünmüş, hatta öncekinden daha pırıl pırıl parlamış. O günden sonra tepenin tüm canlıları her bahar bir araya gelip gözeyi temizler, birbirlerine çiy tanesinden ikramlar sunarmış. Çünkü öğrenmişler ki, bir kişinin gücünün yetmediği yerde, dostların ve ailenin elleri birleşince en ağır kayalar bile kıpırdar. Gökten üç parlak çiy tanesi düşmüş, biri cesur salyangoz Sedefkabuk'a, biri omuz veren bütün sevgili dostlarına, biri de masalımızı dinleyen, paylaşmayı ve birlikte çalışmayı bilen tüm güzel yürekli çocuklara.
Paylaş
Tepkiniz Nedir?
Beğendim
19
Beğenmedim
4
Sevdim
28
Güldüm
4
Kızdım
1
Üzüldüm
1
Şaşırdım
6
