Keloğlan ve Uçan Halı
Keloğlan, esrarengiz kayıp halıların peşine düşerken sihirli bir maceraya atılır. Cesareti ve zekasıyla köyünü kurtaran Keloğlan'ın destansı hikayesi.
Bir varmış bir yokmuş, uzak diyarların en yeşil köylerinden birinde, başı kel ama aklı evvel Keloğlan yaşarmış. Keloğlan, yamalı giysileriyle, parlak zekası ve herkese neşe saçan gülümsemesiyle bilinirmiş. Köy halkı onu çok sever, her sıkıştıklarında akıl danışırlarmış. Keloğlan'ın en sevdiği şey, köy meydanındaki yaşlı çınar ağacının altında oturup, rüzgarın yapraklar arasında fısıldadığı eski hikayeleri dinlemekmiş. Ancak bir gün, köyün tüm rengarenk uçan halıları esrarengiz bir şekilde ortadan kaybolmuş. Halıların kaybolmasıyla köyün neşesi solmuş, her yer bir anda griye bürünmüş. Keloğlan, bu gizemi çözmeye ve köyüne eski neşesini geri getirmeye ant içmiş.
Keloğlan, kaybolan halıların izini sürmek için yollara düşmüş. Yürümüş, yürümüş, derelerin şıp şıp akan sularını, kuşların cıvıl cıvıl öten şarkılarını dinleyerek dağları aşmış. Yolculuğu sırasında, ormanın derinliklerinde, rengarenk kelebeklerin dans ettiği, çiçeklerin mis gibi koktuğu bir patikaya rastlamış. Patikanın sonunda, devasa bir meşe ağacının kovuğunda yaşayan Bilge Dede'ye varmış. Bilge Dede, Keloğlan'ı gülümseyerek karşılamış ve ona bir sır vermiş: "Uçan halıları, kötülükleriyle bilinen Kara Cadı çalmış. Onları geri almak için, cadının sihirli mağarasına gidip, mağaranın kalbindeki 'Hayal Taşı'nı bulman gerek. Ancak, taşın koruyucusu üç başlı bir dev var, dikkatli olmalısın." Keloğlan, Bilge Dede'ye teşekkür edip, yeni bir azimle Kara Cadı'nın mağarasına doğru yol almış.
Keloğlan, Kara Cadı'nın mağarasına ulaştığında, mağaranın girişindeki karanlık ve ürkütücü atmosfer onu hiç korkutmamış. İçeri girdiğinde, mağaranın duvarlarında binlerce pırıl pırıl parlayan kristaller olduğunu görmüş. Mağaranın en derin yerinde, gerçekten de üç başlı dev, Hayal Taşı'nın başında uyukluyormuş. Keloğlan, zekasını kullanarak, devin her bir başına ayrı ayrı hikayeler anlatmaya başlamış. Bir başa komik bir fıkra, diğerine maceralı bir serüven, üçüncüsüne ise uyku getiren bir ninni söylemiş. Dev, Keloğlan'ın tatlı sözlerine dayanamamış ve derin bir uykuya dalmış. Keloğlan, devin uyumasından faydalanarak Hayal Taşı'nı almış ve taşın sihirli parıltısıyla Kara Cadı'nın tüm büyüleri bozulmuş. Çalınan halılar bir anda gökyüzünde belirmiş, renk renk, desen desen, eski ihtişamlarıyla Keloğlan'ın etrafında uçuşmaya başlamış.
Keloğlan, Hayal Taşı’nın ışıltısı ve rengarenk uçan halıların neşesiyle köyünün yolunu tutmuş. Köye vardığında, onu bekleyen sevinç çığlıkları, davul sesleri ve zurna nağmeleriyle karşılanmış. Gökyüzünde yeniden süzülmeye başlayan halılar, köyün üzerinde adeta bir gökkuşağı köprüsü kurmuş, her köşeye kahkaha ve huzur saçmış. Keloğlan, bu macerasıyla bir kez daha zekasının ve cesaretinin ne kadar büyük hazineler olduğunu göstermiş, adını dillere destan etmiş. O günden sonra, Keloğlan'ın hikayeleri, köy meydanındaki çınar ağacının altında, tatlı bir rüzgarın fısıltısıyla çocuklara ilham vermeye başlamış. Gökten üç pırıl pırıl halı düşmüş: Biri Keloğlan'ın zekasına. Biri bu masalı seven küçük kalplere neşe. Biri de dostluğun değerine.
Paylaş
Tepkiniz Nedir?
Beğendim
7
Beğenmedim
0
Sevdim
6
Güldüm
1
Kızdım
1
Üzüldüm
0
Şaşırdım
1
