Keloğlan ile Sihirli Ekran
Keloğlan ve Sihirli Ekran, ekranlara dalıp doğayı unutan bir köyü, cesur Keloğlan'ın gerçek dostluk ve tabiat sevgisiyle nasıl uyandırdığını anlatan büyülü bir masal.
Bir varmış bir yokmuş, dağların koynuna sinmiş, dere kenarına serilmiş küçük bir köyde, başı ay gibi parlayan, gözleri iki damla kestane gibi ışıldayan Keloğlan yaşarmış. Annesiyle küçük bir kerpiç evde otururlar, sabahları horoz ötüşüyle uyanır, akşamları yıldızları sayarak uykuya dalarlarmış. Keloğlan tembel değil, aksine köyün en meraklı, en zeki çocuğuymuş; ama asıl büyüsü, kimsenin fark etmediği güzellikleri fark eden o pırıl pırıl kalbindeymiş.
Derken bir gün, köyün meydanına parlak bir sandık düşmüş; içinden herkese birer sihirli ekran çıkmış. Bu ekranlar öyle bir şeymiş ki, dokununca renk renk oyunlar, uçuşan resimler, gülüşen suretler belirirmiş. Köylüler büyülenmiş; çobanlar sürülerini unutmuş, çınar altındaki dedeler sohbeti bırakmış, çocuklar dere kenarında taş sektirmeyi terk etmiş. Kuşların cıvıltısı yankılansa da kimse duymaz olmuş, rüzgâr yaprakları hışırdatsa da kimse başını kaldırmazmış. Yalnızca Keloğlan, ekrana bir kez bakıp "Bunun içinde ne dere var, ne kelebek, ne de dostumun sıcak eli," diyerek onu bir kenara bırakmış. Ama günler geçtikçe köyün bahçeleri kurumuş, tavuklar aç kalmış, çocukların yanakları solmuş; köy adeta uykuya dalmış gibiymiş.
Keloğlan bu tılsımın ardında bir sır olduğunu sezmiş ve sandığın çıktığı tepeye tırmanmış. Orada, kara cübbeli, gözleri ekran gibi parlayan bir Sihirbaz'la karşılaşmış; meğer o, köylülerin neşesini toplayıp gücüne güç kattığı için insanları ekranlara mıhlarmış. "Ben onları asla salmam, çünkü kaçırdıkları her gülüş bana yarar!" diye kükremiş Sihirbaz. Keloğlan korkmamış; cebinden bir avuç buğday, bir de dere taşı çıkarmış. "Senin ekranın bir tavuğu doyurabilir mi? Bir dostun elini tutabilir mi? Bir çınarın gölgesinde uyutabilir mi?" diye sormuş. Sihirbaz cevap veremeyince, Keloğlan var gücüyle bağırmış: "Ey köylüler, başınızı kaldırın, gökyüzü hâlâ orada!" O an bir kartal tepede süzülüp keskin bir çığlık atmış; ses köye ulaşınca büyü çatlamaya başlamış
Köy yeniden canlanmış; bahçeler yeşermiş, çocuklar dere kenarında kahkahalarla taş sektirmiş, dedeler çınar altında masallar anlatmaya dönmüş. Keloğlan ekranları büsbütün atmamış; onları yalnızca bilgi öğrenmek, uzaktaki dostlarla selamlaşmak için, hem de ölçüsünü bilerek kullanmayı öğretmiş herkese. "Sihir ekranda değil," demiş, "sihir birbirimize baktığımız gözlerde, elimizle diktiğimiz fidanda, kulağımızla dinlediğimiz kuş sesindedir." O günden sonra köy, hem yeniyi hem eskiyi el ele yaşatan en mutlu köy olmuş. Gökten üç elma düşmüş: biri ekranın esiri olmayan zeki Keloğlan'a, biri doğayı yeniden sevmeyi öğrenen köylülere, biri de bu masalı dinleyip zamanını sevdikleriyle ve tabiatla paylaşan tüm akıllı çocuklara.
Paylaş
Tepkiniz Nedir?
Beğendim
8
Beğenmedim
1
Sevdim
8
Güldüm
0
Kızdım
0
Üzüldüm
1
Şaşırdım
0
