Keloğlan ile Robin Hood Masalı
Keloğlan, macera ararken gizemli bir ormanda Robin Hood ile karşılaşır ve bir maceraya başlar.
Bir varmış bir yokmuş... Evvel zaman içinde, kalbur saman içinde, bizim saçsız başı, şimşir tarağı, saf ama cin gibi akıllı Keloğlan, anasından helallik alıp dünyayı gezmeye çıkmış. Az gitmiş uz gitmiş, dere tepe düz gitmiş. Kendini ağaçların gökyüzünü kapattığı, devasa ve gizemli bir ormanda bulmuş.
Keloğlan bir ağacın dibine oturmuş, heybesinden çıkardığı kırmızı elmayı tam ısıracakken... "Fııııv! Şlak!" diye bir ses duyulmuş. Yeşil şapkalı, elinde yay olan, çok havalı bir genç ağaçtan aşağı atlamış. Bu, efsanevi okçu Robin Hood'muş!
Robin Hood, "Dur yabancı! Bu orman benden sorulur. Ben zenginden alıp fakire veren Robin Hood'um!" diyerek havalı bir duruş sergilemiş.
Keloğlan şaşkınlıkla başını kaşımış: "Aman ağabey, ne kızıyorsun? Benim adım Keloğlan. Zengin falan değilim, altı üstü bir elmam var, yarısını vereyim sana."
Robin Hood, Keloğlan'ın bu samimi ve tatlı tavrına gülümsemiş. "Sen iyi birine benziyorsun Keloğlan. Gel sana ormanımı gezdireyim," demiş.
Ormanda yürürken Robin Hood derdini anlatmış:
"Şu tepedeki kalede, çok açgözlü ve zalim bir Lord yaşıyor. Köylülerin bütün kışlık tohumlarını ve buğdaylarını haksız yere alıp deposuna kilitledi. Bu gece kaleye gizlice girip, muhafızlarla savaşıp tohumları geri alacağım!"
Keloğlan duraklamış. "Ağabey," demiş, "Ok atmakta üstüne yok belli ama savaşmak tehlikelidir. Kan dökülmeden, kimsenin burnu kanamadan o tohumları geri almanın bir yolu olmalı. Akıl, en keskin oktan bile daha uzağa gider."
Robin Hood şaşırmış: "Nasıl yani? O Lord çok cimridir, kendi isteğiyle asla vermez."
Keloğlan bıyık altından kıkırdamış: "Sen orasını bana bırak!"
O akşam Keloğlan, üzerine büyük ve gösterişli bir pelerin giyip kalenin kapısına gitmiş. Robin Hood ise ağaçların arasına saklanmış.
Keloğlan kapıdaki muhafızlara, "Ben uzak diyarlardan gelen 'Altın Tohum' tüccarıyım! Lord hazretlerine müjdem var!" diye bağırmış. Açgözlü Lord bunu duyunca Keloğlan'ı hemen içeri aldırmış.
Lord, mor kadife koltuğunda otururken sormuş: "Neymiş bu Altın Tohum?"
Keloğlan, cebinden sıradan bir buğday tanesi çıkarmış ama onu sarı bir boyayla boyamışmış.
"Saygıdeğer Lord," demiş Keloğlan. "Bu sihirli tohumu, sıradan tohumların arasına koyarsanız, sabaha kadar diğer tüm tohumları altına çevirir! Ama bir şartı var; tohumların kapalı depoda değil, açık havada, ay ışığının altında durması lazım. Yoksa sihir bozulur."
Lord'un gözleri altın hırsıyla parlamış. Hiç düşünmeden, "Hemen bütün tohum çuvallarını kalenin dışındaki avluya, ay ışığının altına taşıyın!" diye emir vermiş. Muhafızlar bütün çuvalları dışarı, tam da Robin Hood'un saklandığı ormanın kenarına taşımışlar.
Lord, Keloğlan'ın verdiği sahte altın tohumu çuvalların arasına koymuş ve heyecanla sabahı beklemek üzere odasına dönmüş.
Muhafızlar da gidince, Keloğlan hemen ıslık çalmış. Robin Hood ve köylüler ormandan sessizce çıkmışlar. Çuvalları arabalara yükleyip tek bir ok bile atmadan, sessiz sedasız köye geri götürmüşler!
Ertesi sabah Lord avluya çıktığında ne altın tohumu kalmış ne de çuvallar! Sadece yerde Keloğlan'ın bıraktığı şu not varmış: "Açgözlülük insanın gözünü kör eder. Köylünün hakkı köylüye döndü!"
Robin Hood, Keloğlan'a hayranlıkla sarılmış. "Haklıydın Keloğlan!" demiş. "Zeka ve kurnazlık, bazen en güçlü silahlardan bile daha işe yarıyormuş."
Keloğlan, Robin Hood'a bir sepet elma hediye edip kendi köyüne doğru yola çıkmış.
Gökten üç ok düşmüş: Biri fakirlerin dostu Robin Hood'a. Biri zekasıyla herkesi kurtaran Keloğlan'a. Biri de kaba kuvvet yerine aklını kullanan zeki çocuklara.
Paylaş
Tepkiniz Nedir?
Beğendim
21
Beğenmedim
3
Sevdim
14
Güldüm
5
Kızdım
0
Üzüldüm
1
Şaşırdım
4
