Küçük Ceylan ile Rüzgar Masalı
Boynuzları henüz çıkmamış küçük ceylan Fısıl, kaybolan minik serçeye yardım ederken dostluğun ve ailenin gerçek gücünü keşfeder.
Bir varmış bir yokmuş, gökyüzünün eteklerine yaslanmış upuzun bir çayırın ortasında, sabahları çiy tanelerini yalayan minik bir ceylan yaşarmış. Adı Fısıl'mış, çünkü koşarken toynakları otların üzerinde öyle hafif kalırmış ki, sanki rüzgâr bile onun geçtiğini duymazmış. Boynuzları henüz çıkmamış, alnında sadece iki minik kabartı varmış; annesi ona her gece bu kabartıları öperek "Onlar büyüdüğünde koca bir yürek kadar güçlü olacaksın yavrum," dermiş. Fısıl'ın en sevdiği şey, sabah ışığı çayıra vururken çiçeklerin arasında zıplayıp kelebeklerin peşinden koşmakmış.
Bir seher vakti, çayırın kenarındaki yaşlı dişbudak ağacından incecik bir ağlama sesi süzülmüş: "Cik... cik... düştüm, düştüm!" Fısıl ürkek adımlarla yaklaşmış, otların arasında tir tir titreyen minnacık bir serçe görmüş. Kanadı bir dala takılıp bükülmüş, yuvasından yuvarlanıvermiş zavallıcık. "Korkma küçük dostum, ben Fısıl," demiş ceylan yumuşacık bir sesle. Serçe gözyaşlarını silmiş, "Ben Tıpış, ailem beni yukarıda arıyordur ama uçamıyorum," diye cıvıldamış. O sırada başlarının üzerinde rüzgâr uğuldamış, dallar hışırdayarak birbirine sürtünmüş; sanki koca ağaç ikisine "acele edin" der gibiymiş. Fısıl hiç düşünmeden, "O halde seni ben taşırım, sırtıma çık," demiş ve minik serçe titreyen tüyleriyle ceylanın sıcacık sırtına tünemiş.
Ama serçenin yuvası, çayırın öte yanındaki dik yamacın en yüksek çınarındaymış ve oraya varmak için köpüklü bir dereyi geçmek gerekiyormuş. Fısıl derenin kıyısında bir an duraksamış, sular köpürerek şırıldıyormuş, karşı kıyı çok uzak görünüyormuş. "Ben bu kadar geniş sudan atlayamam ki," diye içi geçmiş küçük ceylanın. Tam umutları tükenirken, kıyıdaki bir söğüdün altından tombul bir kaplumbağa yavaşça başını uzatmış: "Sırtım taş gibi sağlamdır, üzerimden basarak geçebilirsin genç dostum, yeter ki birbirinize güvenin." Fısıl derin bir nefes almış, kalbi cesaretle dolmuş, kaplumbağanın sırtına usulca basıp bir hamlede karşıya sıçramış. Yamacı tırmanırken bacakları yorulmuş ama sırtındaki minik dostun kalp atışını duydukça hiç durmamış. En sonunda çınara vardıklarında, serçe ailesi sevinç çığlıklarıyla ona doğru süzülmüş, Tıpış'ı kanatlarına almışlar.
O günden sonra Fısıl'la Tıpış birbirinden ayrılmaz iki dost olmuşlar; ceylan çayırda koşarken serçe onun başının üstünde cıvıldayarak uçar, akşamları birlikte gün batımını izlerlermiş. Serçenin ailesi de kaplumbağa da onların en yakın komşuları olmuş, zorda kalan herkese el uzatmayı öğrenmişler. Meğer gerçek güç ne boynuzlarda ne de büyük kanatlardaymış; başkasının derdine omuz veren yürekteymiş. İşte küçük dostlarım, bir başkasına yardım eli uzattığınızda kendi kalbiniz de kanatlanır, koca bir aile gibi büyürsünüz. Gökten üç yumuşacık tüy düşmüş; biri yardımsever ceylan Fısıl'a, biri sadık dostu serçe Tıpış'a, biri de masalımızı dinleyip arkadaşlarına iyilik eden tüm cana yakın çocuklara.
Paylaş
Tepkiniz Nedir?
Beğendim
17
Beğenmedim
2
Sevdim
21
Güldüm
6
Kızdım
1
Üzüldüm
1
Şaşırdım
4
