Nasreddin Hoca ve Minik İnsanlar Diyarı
Nasreddin Hoca, eşeği Karakaçan için hazırladığı şifalı şuruba yanlışlıkla sihirli bir ot katınca farklı bir boyuta düşer!
Bir varmış bir yokmuş... Evvel zaman içinde Akşehir'in güneşli sokaklarında yaşayan, aklı zehir gibi çalışan tonton Nasreddin Hoca, bir gün mutfağında hummalı bir çalışma içindeymiş. Hoca'nın çok sevdiği eşeği Karakaçan'ın karnı ağrıyormuş. Hoca da ona şifalı otlardan güzel bir şurup hazırlamak istemiş.
Kaynayan kazanın içine biraz nane, biraz kekik atmış. Ancak raftan alması gereken zencefil yerine, ormanda bulduğu ve mavi mavi parlayan "Gülme Otu"nu yanlışlıkla kazanın içine düşürüvermiş!
Kazan bir anda "GÜMMM! FOKUR FOKUR!" diye köpürmeye başlamış. Odanın içini pembe ve mavi dumanlar kaplamış. Hoca, "Aman yahu, çorbaya döndü bu iş!" derken dumanlar onu içine çekmiş ve Hoca bir anda kendini bir boşlukta dönerken bulmuş.
Gözlerini açtığında, yumuşacık çimlerin üzerinde yatıyormuş. Ama bu çimler o kadar uzunmuş ki, her biri ağaç boyundaymış! Hoca ayağa kalkıp üzerini silkelerken, ayakkabısının dibinde bir hareketlilik görmüş. Eğilip bakmış ki, ne görsün? Ayakkabısının yanında, boyları bir elma kadar olan, renkli kıyafetli ve sivri şapkalı yüzlerce Minik İnsan ona şaşkınlıkla bakıyormuş.
Minik insanlar, bu devasa adamı görünce korkuyla sağa sola kaçışmaya başlamışlar. Hoca kahkahayı basmış: "İlahi Hoca, dünyanın sonuna mı geldin, yoksa fasulye sırığına mı tırmandın? Durun minikler, benden zarar gelmez!" demiş.
Hoca'nın sesi onlara gök gürültüsü gibi gelse de, yüzündeki o tatlı gülümsemeyi görünce minik insanların Lideri öne çıkmış.
Lider, minicik sesiyle bağırmış: "Sen de kimsin koca dev? Gökten düştün!"
Hoca dikkatlice yere bağdaş kurup oturmuş. "Ben Akşehirli Nasreddin Hoca'yım. Bir iksir kazası yüzünden buraya, sizin o güzel diyarınıza düştüm. Ama evimi, eşeğimi özledim. Nasıl geri dönerim?"
Lider, "Bizim diyarımızdan kendi dünyana dönmek için 'Gök Yakutu'na ihtiyacın var. O yakut, ulu dağın tepesindedir ama biz minik olduğumuz için onu yıllardır alamadık. Eğer bize yardım edip, köyümüzü ezen o devasa kayayı kaldırırsan, biz de sana Gök Yakutu'na giden yolu gösteririz," demiş.
Hoca, "Ne demek efendim, komşuluk boyut tanımaz!" demiş. Minik insanların köyüne gitmişler. Gerçekten de köyün su yolunu kapatan, miniklere göre devasa ama Hoca'ya göre sadece bir karpuz büyüklüğünde olan bir kaya varmış.
Hoca, "Bismillah" diyerek o kayayı tek eliyle "Hooop!" diye kaldırmış ve kenara koymuş. Minik insanların tarlalarına "Şırıl şırıl" sular akmaya başlamış.
Minik insanlar sevinçten havalara uçmuş! Hoca'ya minnacık sepetlerle teşekkür ziyafeti hazırlamışlar. Hoca, cebinden bir parça ceviz çıkarmış ve onlara ikram etmiş. Bu ceviz, minik insanlar için bir ay yetecek bir pastaymış!
Dostluk pekişince, Lider Hoca'yı ulu dağın (Hoca için küçük bir tepenin) ardına götürmüş. Orada parıl parıl parlayan Gök Yakutu duruyormuş. Hoca yakutu eline aldığında, etrafı tekrar pembe ve mavi dumanlar sarmış.
Hoca minik dostlarına el sallamış: "Küçük bedende kocaman yürekleriniz var. Sağlıcakla kalın!" demiş.
Dumanlar dağıldığında Hoca kendini mutfağında, Karakaçan'ın yanında bulmuş. Karakaçan'ın karnı çoktan iyileşmiş bile! Hoca, iyiliğin ve dostluğun ne kadar büyük veya ne kadar küçük olursan ol, her kapıyı açan en güçlü sihir olduğunu anlamış.
Gökten üç minik ceviz düşmüş: Biri kocaman kalpli Hoca'ya. Biri sevgi dolu Minik İnsanlara. Biri de yardımlaşmanın boyut tanımadığını bilen zeki çocuklara.
Paylaş
Tepkiniz Nedir?
Beğendim
52
Beğenmedim
5
Sevdim
54
Güldüm
11
Kızdım
2
Üzüldüm
2
Şaşırdım
12
