Nasreddin Hoca ve Uğur Böceği
Tembel Ömer, parmağına konan uğur böceğinden şans bekler.
Bir varmış bir yokmuş, evvel zaman içinde Akşehir'in güneşli, kuş cıvıltılı bir bahar sabahında, bizim tonton, ak sakallı, koca kavuklu Nasreddin Hoca erkenden uyanmış. Eline çapasını almış, bahçesindeki sebzeleri çapalamaya başlamış. Alnından terler damlıyor ama o, "Oh! Emek olmadan yemek olmaz," diyerek neşeyle çalışıyormuş.
Bahçenin hemen kenarındaki yaşlı ceviz ağacının altında ise komşu çocuğu Ömer yatıyormuş. Ömer birazcık tembelmiş. Hoca çalışırken o sırtüstü uzanmış, gökyüzünü izliyormuş.
Tam o sırada Ömer'in işaret parmağına minik, kırmızı kanatlı, siyah benekli bir Uğur Böceği konmuş. Ömer heyecanla bağırmış:
"Hocam! Hocam! Bak parmağıma ne kondu! Uğur böceği! Artık bana büyük bir şans gelecek, hiç çalışmadan zengin olacağım, belki de gökten oyuncaklar yağacak!"
Nasreddin Hoca işini bırakmış, belini doğrultmuş ve gülümseyerek Ömer'in yanına gitmiş.
"Ne güzel," demiş Hoca. "Peki bu uğur böceği sana o şansı nasıl getirecekmiş? Bavulunda mı taşıyor?"
Ömer şaşırmış: "Aman Hocam, o bir sihir! O konduysa şans ayağıma geldi demektir. Artık yerimden kalkmama gerek yok, şans beni bulur."
Hoca sakalını sıvazlamış, aklına bir fikir gelmiş. "Madem öyle," demiş, "Şu benim tarladaki büyük karpuzları taşımama yardım et, belki uğur böceğin sana yardım eder."
Ömer, "Olmaz Hocam, ben kalkarsam böcek uçar, şansım kaçar," demiş ve parmağını kımıldatmadan yatmaya devam etmiş.
Hoca, "Peki," demiş ve cebinden parlak, gümüş bir akçe çıkarmış. Parayı, tarlanın diğer ucundaki kasanın üzerine koymuş.
"Ömer," demiş, "Eğer şu karpuzları kasaya taşırsan, o gümüş akçe senin olur. Ama taşımazsan, akçe orada kalır."
Ömer parayı görünce gözleri parlamış. Ama parmağındaki böcek uçmasın diye kıpırdayamıyormuş. Bir süre beklemiş. Ne böcek ona para getirmiş, ne de oyuncak. Karnı acıkmış, susamış.
Sonunda dayanamamış. "Uç uç böceğim, git artık!" diyerek elini sallamış. Böcek "Pırr" diye uçup gitmiş.
Ömer koşarak kalkmış, Hoca'nın karpuzlarını birer birer kasaya taşımış. Yorulmuş ama işi bitirmiş.
Hoca, kasanın üzerindeki gümüş akçeyi alıp Ömer'e vermiş. Ayrıca bir dilim de buz gibi karpuz kesmiş.
Ömer hem parayı almış hem de karpuzu yemiş. "Oh be! Hocam, uğur böceği gitti ama ben kazandım!" demiş.
Nasreddin Hoca gülmüş ve o meşhur nükteli cevabını vermiş:
"Gördün mü evlat? Uğur böceği sadece parmağına konar, sana gülümser. Ama asıl uğur, senin ellerinde ve alnının terindedir. Sen yerinden kalkıp çalışmasaydın, o böcek sabaha kadar parmağında dursa da karnın doymazdı. Gerçek şans, çalışmaktır."
Ömer o gün Nasreddin hoca sayesinde çok önemli bir ders çıkarmış; yatıp beklemekte bir fayda yokmuş, emek vermekle hayat güzelleşirmiş ve insan daha mutlu olurmuş.
Gökten üç elma düşmüş: Biri çalışkan Nasreddin Hoca'ya. Biri doğrusunu öğrenen Ömer'e. Biri de şansını kendi yaratan akıllı çocuklara.
Paylaş
Tepkiniz Nedir?
Beğendim
38
Beğenmedim
3
Sevdim
26
Güldüm
4
Kızdım
2
Üzüldüm
0
Şaşırdım
4
