Sonbahar ile Kaşif Sincap Masalı
Ormanın en meraklı sincabı, düşmeyen son yaprağın sırrını çözmek için sonbaharın kalbine yolculuk çıkar. Cesaret ve doğa sevgisiyle dolu masal.
Bir varmış bir yokmuş, bakır rengi tepelerin ardında, yaprakları turuncuya, kızıla ve altın sarısına boyanmış kocaman bir kestane ağacı varmış. Bu ağacın en yüksek dalındaki kovukta, tüyleri kızıl kadife gibi parlayan, kuyruğu ateşten bir fırça misali gür, iki gözü meraktan hiç kapanmayan Fındıkçık adında bir sincap yaşarmış. Fındıkçık öyle meraklıymış ki, her düşen yaprağı yakalar, koklar, tersini yüzünü inceler, sonra da "Acaba neden düşüyorsun sen?" diye sorarmış. Ormanın diğer sincapları kışlık cevizlerini biriktirirken, o hep sonbaharın rengini, kokusunu ve fısıltısını merak edermiş.
Derken günler kısalmış, rüzgâr serinlemiş, ağaçlar birer birer yapraklarını yeryüzüne bırakmaya başlamış. Kestane ağacı da soyunmuş, dalları çırılçıplak kalmış; ama en tepedeki incecik dalda, güneş gibi ışıldayan tek bir altın yaprak inatla asılı durmaktaymış. Rüzgâr uğuldayıp esse de, o yaprak bir türlü düşmezmiş. Fındıkçık günlerce onu izlemiş, sonunda dayanamayıp "Ben bu yaprağın sırrını çözeceğim!" demiş. Yaşlı ve bilge kaplumbağa Tosbağ Dede'ye koşmuş; Tosbağ Dede kabuğunu güneşe uzatıp esneyerek, "Ah küçük kaşif," demiş, "o yaprak Sonbaharın kalbini taşır. Onu ancak mevsimlerin geçidini bulan görebilir. Ama yol uzun, cesaret ister." Fındıkçık'ın gözleri sevinçle parlamış, hemen çıkınına üç ceviz koyup yola düşmüş.
Kızıl yaprakların halı gibi döşendiği patikalarda ilerlerken, ayaklarının altında yapraklar "hışır hışır" ses çıkarırmış. Yolda dostu, gözlüklü ve her şeyi bilir edalı yaşlı baykuş Puhu'ya rastlamış; Puhu, "Mevsimlerin geçidi, koca meşenin köklerinin altındaki yosunlu mağarada saklıdır, ama oraya rüzgârın en sert estiği akşam varılır," diye uyarmış. Tam o sırada gökyüzü kararmış, "vuuuv" diye uğuldayan poyraz kopmuş, ağaçlar sallanmaya başlamış. Fındıkçık korkmuş ama vazgeçmemiş. İçeride, mevsimlerin renklerini boyayan görünmez bir el, koca bir fırçayla ağaçları turuncuya batırmaktaymış. İşte o an anlamış: O son altın yaprak, sonbaharın kışa "hoşça kal" demeden önce doğaya bıraktığı bir armağanmış; düşmesi için birinin onu sevgiyle görmesi, kıymetini anlaması gerekiyormuş.
Fındıkçık usulca mağaradan çıkıp kestane ağacına dönmüş, tepedeki altın yaprağa bakıp gülümsemiş: "Seni gördüm, sırrını anladım, artık huzurla dinlenebilirsin." Fındıkçık o günden sonra ormandaki tüm sincaplara mevsimlerin nasıl birbirini kucakladığını, her düşen yaprağın aslında yeni bir başlangıç olduğunu anlatmış. Merakının onu ne güzel yerlere götürdüğünü hiç unutmamış. Çünkü meraklı olmak, sabırlı olmak ve doğaya sevgiyle bakmak, en büyük hazineleri açan altın anahtarmış. Gökten üç altın yaprak düşmüş; biri cesur kaşif Fındıkçık'a, biri ona yol gösteren bilge dostlarına, biri de masalımızı dinleyen, doğayı seven ve merakını hiç yitirmeyen tüm uslu çocuklara.
Paylaş
Tepkiniz Nedir?
Beğendim
13
Beğenmedim
2
Sevdim
10
Güldüm
4
Kızdım
1
Üzüldüm
0
Şaşırdım
1
