Minik Baykuş Puhu
Geceleri çok iyi gören ve sessizce uçan yavru baykuş Puhu, gündüzleri dünyanın nasıl olduğunu merak eder ve uyumaz.
Bir varmış bir yokmuş... Gökyüzünün gümüş gibi parladığı, yıldızların adeta dans ettiği "Fısıldayan Orman"da, Puhu adında çok sevimli bir yavru baykuş yaşarmış. Puhu'nun kocaman altın rengi gözleri, kafasının üzerinde iki minik tüy püskülü ve pamuk gibi yumuşacık kahverengi-beyaz tüyleri varmış.
Puhu bir gece kuşuydu. Ormandaki diğer hayvanlar uykuya daldığında o uyanır, kocaman gözleriyle karanlıkta her şeyi gündüz gibi net görürdü. Boynunu neredeyse arkasına kadar çevirebilir, böylece etrafındaki her hareketi fark ederdi. Üstelik kanatlarındaki özel tüyler sayesinde uçarken "Pırrr..." diye tek bir ses bile çıkarmazdı; o, gecenin sessiz kralıydı.
Ama Puhu'nun içinde büyük bir merak vardı. "Ben hep geceyi görüyorum," diye düşünürdü. "Sincaplar, tavşanlar ve kelebekler gündüzleri ne yapıyor? Güneş denen şey ne kadar parlak olabilir ki? Bugün uyumayacağım ve gündüzü göreceğim!"
Sabah olmuş, gökyüzü yavaş yavaş pembe, turuncu ve açık maviye boyanmış. Güneş, dağların ardından kocaman, sarı bir top gibi doğmuş. Çiçekler açmış, arılar vızıldamaya başlamış. Her yer rengarenkmiş!
Puhu, yuvasından başını uzatmış. Ama o da ne? Güneşin ışığı o kadar parlakmış ki, karanlığa alışkın olan o kocaman altın gözleri kamaşmış. "Ayy! Çok aydınlık!" diyerek gözlerini kısmış.
O sırada yan daldan neşeli bir ses gelmiş: "Tık tık tık!" Bu, ormanın en enerjik sakini, turuncu tüylü Sincap'mış.
Sincap, "Günaydın Puhu! Gündüz vakti buralarda ne arıyorsun? Senin şimdi mışıl mışıl uyuman gerekmez mi?" diye sormuş.
Puhu, gözlerini kırpıştırarak, "Gündüzün renklerini görmek istedim," demiş. "Hadi, bana ormanı gezdir!"
Sincap öne düşmüş, Puhu peşinden havalanmış. Ama gündüz vakti orman çok gürültülüymüş. Puhu'nun o muhteşem "sessiz uçuş" yeteneği, kuş cıvıltıları ve yaprak hışırtıları arasında hiç fark edilmiyormuş. Üstelik güneş gözlerini o kadar alıyormuş ki, önünü zar zor görüyormuş.
Sincap, "Bak Puhu, şuradaki ağaçta harika kırmızı meyveler var!" demiş. Puhu o meyveyi yakalamak için uçmuş ama gözleri ışıktan kamaştığı için dalı ıskalamış. "Hooop... Güm!" diye kurumuş ve rengarenk sonbahar yapraklarından oluşan büyük bir yığının içine düşmüş. Tüylerinin arasına yapraklar dolmuş, çok komik bir hale gelmiş.
Sincap kıkırdayarak Puhu'nun yanına gelmiş ve ona yardım edip yaprakları temizlemiş.
"Sevgili Puhu," demiş Sincap bilgece. "Güneşin renkleri çok güzeldir ama senin gözlerin yıldızların ışığını yakalamak için yaratılmış. Bizim gözlerimiz karanlıkta hiçbir şey göremezken, sen ormanın en keskin gözcüsü oluyorsun. Pırıl pırıl güneş bana, gizemli ve huzurlu gece ise sana ait. Herkesin yeteneği farklıdır."
Puhu bu sözleri duyunca çok haklı olduğunu anlamış. Gerçekten de gündüzleri hiç rahat edememişti.
"Haklısın Sincap dostum," demiş esneyerek. "Ben en iyisi yuvama dönüp uyuyayım. Gece görüşmek üzere!"
Puhu yuvasına dönmüş, kanatlarının arasına gömülüp derin bir uykuya dalmış. Akşam olup da Güneş yerini Ay Dede'ye bıraktığında Puhu gözlerini açmış. Orman yine o güzel lacivert rengine bürünmüş. Puhu kocaman gözleriyle karanlığı aydınlatmış, sessiz kanatlarıyla gökyüzüne süzülmüş. Gecenin serinliği ve huzuru içinde, kendini harika hissediyormuş.
Gökten üç tüy düşmüş: Biri kendi yeteneklerini keşfeden Puhu'ya. Biri ona yardım eden akıllı Sincap'a. Biri de her canlının özel bir yeteneği olduğunu bilen güzel çocuklara.
Paylaş
Tepkiniz Nedir?
Beğendim
38
Beğenmedim
0
Sevdim
32
Güldüm
5
Kızdım
1
Üzüldüm
0
Şaşırdım
5

Çook iyi 😎😻💗👍