Peşin Satan ile Veresiye Satan
Aynı çarşıda dükkanı olan Ahmet Usta peşin satarak zengin olur ama yalnız kalır. Hasan Usta ise herkese veresiye verip sevilir.
Bir varmış bir yokmuş... Taş kemerli yolları, mis gibi baharat kokan dükkanları olan tarihi bir çarşıda, yan yana dükkan işleten iki komşu varmış. Bunlardan biri kumaş satan Ahmet Usta, diğeri ise erzak satan Hasan Usta'ymış.
Ahmet Usta'nın dükkanının kapısında koca bir tabela asılıymış: "Burada Sadece Peşin Satılır". Ahmet Usta hiç veresiye (borca) mal vermezmiş. "Malımı alıyorsan, parasını hemen vereceksin," dermiş. Bu yüzden dükkanı hep ağzına kadar lüks kumaşlarla doluymuş, kasası altınla taşıyormuş. Çarşının en zengin esnafıymış. Ancak insanlar ona sadece ihtiyaçları olunca gider, hiç kimse ona çay içmeye ya da sohbet etmeye uğramazmış. Ahmet Usta'nın parası çokmuş ama dostu yokmuş.
Hasan Usta'nın dükkanında ise bambaşka bir hava varmış. Hasan Usta, kim gelse geri çevirmez, "Paran olunca verirsin komşum," diyerek deftere yazarmış. Mahalledeki çocuklar, yoksullar hep onu çok severmiş. Sabahları herkes ona selam verir, hal hatır sorarmış. Hasan Usta çarşının en sevilen adamıymış. Ancak sürekli borca mal verdiği için kasasına para girmiyormuş. Toptancıdan yeni ürün alamaz olmuş, dükkanının rafları yavaş yavaş boşalmış. Hasan Usta'nın dostu çokmuş ama evine götürecek erzağı kalmamış.
Gel zaman git zaman, kasabaya çok sert bir kış gelmiş. İnsanların işleri durmuş.
Ahmet Usta'nın dükkanında sobası gürül gürül yanıyor, rafları kumaş doluyormuş. Ama kimsenin peşin parası olmadığı için dükkana bir kişi bile uğramıyormuş. Ahmet Usta koca dükkanda yalnızlıktan çok sıkılmış.
Hasan Usta'nın dükkanı ise insan kaynıyormuş ama satacak bir gram bile unu kalmamış. Ailesi soğukta üşümeye, kendisi de borçlarını ödeyemediği için üzülmeye başlamış.
O gün çarşıya, herkesin akıl danıştığı ak sakallı Bilge Hoca gelmiş. Durumu görünce iki komşuyu da yanına çağırmış. İkisine de sıcacık birer çay ikram etmiş ve konuşmaya başlamış:
"Evlatlarım," demiş Bilge Hoca. "Rabbimiz bizden her işte 'İtidal' yani denge ister. İkiniz de bir uçtasınız."
Ahmet Usta'ya dönmüş: "Ahmet! Ticaret peşin parayla ayakta durur, malın değerini bilirsin, bu güzeldir.
Ama dinimiz bize merhameti, zorda kalana yardım etmeyi (sadakayı) emreder. Sadece kasana altın doldurup komşunun halini sormazsan, o zenginlik sana huzur değil, sadece yalnızlık getirir."
Sonra Hasan Usta'ya dönmüş: "Hasan! İnsanlara yardım etmen, güler yüzün harikadır. Allah senin bu güzel niyetini sever. Ancak, emanet olan malı tamamen dağıtıp kendi aileni ve dükkanını yoksul bırakmak da doğru değildir. Kendi dükkanını ayakta tutmalısın ki, insanlara daha uzun süre faydalı olabilesin."
İki usta da başlarını öne eğmiş. İkisi de nerede hata yaptıklarını anlamışlar.
Ahmet Usta, kasasından bir miktar altın çıkarmış ve Hasan Usta'ya vermiş. "Komşum, bu altınlarla dükkanına yeni mallar al. Ben de bundan sonra kapıma gelen yoksullara, 'Askıda Kumaş' diyerek yardım edeceğim. Sadece parası olana değil, kalbi güzel olana da kapımı açacağım," demiş.
Hasan Usta da sevinçle ona sarılmış. "Ben de dükkanımı dolduracağım. Durumu olanlardan peşin paramı alıp ticaretimi güçlendireceğim ki, gerçekten ihtiyacı olanlara yardım edecek gücüm hep olsun," demiş.
O kış, Ahmet Usta insanlara şefkat göstermeyi, Hasan Usta ise işini sağlam yapmayı öğrenmiş. Biri sevilmenin tadına varmış, diğeri dükkanını kurtarmanın rahatlığını yaşamış. Çarşıda o günden sonra ne yalnızlık kalmış ne de darlık.
Gökten üç altın sikke düşmüş: Biri emeğiyle kazanan ama kalbini yoksula açan Ahmet Usta'ya. Biri güler yüzüyle sevgi dağıtan Hasan Usta'ya. Biri de her işte orta yolu, yani dengeyi bulan akıllı çocuklara.
Paylaş
Tepkiniz Nedir?
Beğendim
33
Beğenmedim
4
Sevdim
28
Güldüm
2
Kızdım
0
Üzüldüm
1
Şaşırdım
4
