Hilal ile Yıldızlar
Hilal ile Yıldızların Fısıltısı, küçük Hilal'in gökyüzüyle kurduğu dostluğu ve duaların gücünü anlatan sıcacık bir masal.
Bir varmış bir yokmuş, uzak diyarların en sevgi dolu, en huzurlu köyünde, minicik bir kız yaşarmış. Adı Hilal’miş. Hilal, yemyeşil gözleriyle gökyüzünü, pırıl pırıl yıldızları izlemeye bayılırmış. Her gece, penceresinin kenarına tünermiş, küçük ellerini çenesine dayar, gökyüzünün sonsuz derinliklerine dalarmış. Yıldızlar ona fısıldar gibi ışıl ışıl parlar, ay dede gümüş rengi gülümsemesiyle Hilal’e göz kırparmış. Hilal’in kalbi, bu göksel fısıltılarla dolup taşar, her bir yıldızda bir dilek, her bir ay ışığında bir umut bulurmuş. Küçücük bedeniyle, kocaman bir ruhu varmış Hilal’in; her canlının iyiliğini ister, her gece dualar edermiş. Köyün yaşlıları, Hilal’in gökyüzüyle özel bir bağı olduğunu, onun dualarının yıldızlara daha hızlı ulaştığını söyler dururlarmış.
Bir bahar akşamı, köyün en yaşlı zeytin ağacının dalları rüzgârda hışırtılar çıkarırken, Hilal yine penceresinin kenarında oturmuş, yıldızlara bakıyormuş. O gece gökyüzü sanki daha da parlakmış, her bir yıldız, Hilal’in kalbindeki sevgi gibi ışıldıyormuş. Birden, uzakta, köyün ötesindeki tepelerden incecik, titrek bir ışık yükseldiğini görmüş. Bu ışık, bir yardım çağrısı gibiymiş, sanki birileri zor durumdaymış. Hilal’in küçücük kalbi hızla çarpmaya başlamış. Hemen hatırlamış, köyün diğer ucunda, yaşlı ve hasta bir teyze yaşarmış, komşuları onu bir süredir ziyaret edememişlerdi. Belki de bu ışık, o teyzenin evinden geliyordur diye düşünmüş. Hilal, hiç tereddüt etmeden, sessizce yatağından kalkmış, annesinin ördüğü yün hırkasını üzerine geçirmiş. Ayakkabılarını giyerken, kalbi bir kuş gibi kanat çırpmış, fırrr, fırrr… Dualar mırıldanarak, usulca evden dışarı süzülmüş, adımları minik ama kararlıymış.
Hilal, karanlıkta yolunu bulmak için yıldızların ışığına güvenmiş. Patika boyunca ilerlerken, ağaçların gölgeleri dev canavarlar gibi görünse de, Hilal’in gözleri yalnızca uzaktaki titrek ışığa kilitlenmişti. İçinden sürekli dualar okuyor, her adımında Allah’ın adını anıyormuş. Sonunda, teyzenin kulübesine varmış. Kapıyı usulca araladığında, içeriden zayıf bir inilti gelmiş. Yaşlı teyze, yatağında halsiz yatıyormuş, ateşi varmış ve susuzluktan dudakları kurumuş. Hilal, hemen teyzenin başucundaki sürahide kalan birkaç damla suyu bulmuş ve teyzeye içirmiş. Sonra, bahçeden topladığı taze otlarla teyzenin alnına serinletici bir kompres yapmış. Teyzenin ateşi yavaş yavaş düşerken, Hilal onun başucunda oturmuş, sabaha kadar dua etmiş. Şıp şıp, şıp şıp… Gözyaşları teyzenin ellerine damlamış, sanki her damla, bir şifa meleği gibiymiş.
Güneşin ilk ışıkları pencereden içeri süzüldüğünde, yaşlı teyze gözlerini açmış, yüzünde hafif bir gülümseme belirmiş. Hilal’i görünce, "Sen bir melek misin?" diye fısıldamış. Hilal de teyzeye sarılmış, kalpleri sevgiyle dolup taşmış. Köy halkı, sabah olunca teyzeyi ziyarete gelmiş ve Hilal’in yaptığı iyiliği öğrenince çok şaşırmışlar. Hilal, o günden sonra sadece yıldızlara değil, tüm köyün kalplerine de ışık saçan minik bir kahraman olmuş. Duaların, sevginin ve iyiliğin ne kadar güçlü olduğunu, küçücük bir kalbin bile büyük işler başarabileceğini göstermiş herkese. Gökten üç pırıl pırıl yıldız düşmüş, biri Hilal’in temiz kalbine, biri yaşlı teyzenin şifa bulan ellerine, biri de her gece dua eden, iyilik peşinde koşan tüm sevgili çocuklara.
Paylaş
Tepkiniz Nedir?
Beğendim
8
Beğenmedim
0
Sevdim
7
Güldüm
1
Kızdım
2
Üzüldüm
1
Şaşırdım
0
