Bodrum Masalı
Bodrum'da yaşayan Hilal ve Hediye, efsanevi "Altın Mandalina"yı bulurlar.
Bir varmış bir yokmuş... Denizin turkuaz, evlerin küp şeker gibi bembeyaz olduğu, pencerelerden mor begonvillerin sarktığı güzelim Bodrum kasabasında iki sıkı dost yaşarmış. Biri, deniz gibi mavi elbiseler giymeyi seven, dalgalı saçlı Hilal; diğeri ise doğayı çok seven, turuncu tulumuyla neşe saçan kıvırcık saçlı Hediye.
Bu iki arkadaşın en sevdiği yer, kasabanın en yaşlısı Hüseyin Amca'nın kocaman mandalina bahçesiymiş. Hüseyin Amca, başında kasketi, elinde budama makasıyla ağaçlarına çocukları gibi bakar, yanından hiç ayrılmayan üç renkli kedisi Boncuk ile konuşurmuş.
Bir gün, güneş tepede parıl parıl parlarken Hilal ve Hediye bahçede saklambaç oynuyorlarmış. Hediye, en yaşlı ağacın arkasına saklanırken, dalların arasında tuhaf bir parıltı görmüş.
"Hilal! Çabuk buraya gel!" diye fısıldamış.
Hilal koşarak gelmiş. Yaprakları araladıklarında gözlerine inanamamışlar. Orada, diğerlerinden çok farklı, som altından yapılmış gibi ışıl ışıl parlayan bir mandalina duruyormuş!
Tam o sırada Boncuk, "Miyav!" diyerek ağacın dalından atlamış ve mandalinayı koklamış. Arkalarından Hüseyin Amca'nın tonton sesi duyulmuş:
"Ooo! Demek efsane gerçekmiş. Yüzyılda bir çıkan Altın Mandalina'yı buldunuz!"
Hilal heyecanla sormuş: "Bu sihirli mi Hüseyin Amca? Onu yersek ne olur?"
Hüseyin Amca sakalını sıvazlamış: "Efsaneye göre, kim bu mandalinayı tek başına yerse, denizdeki balıklarla konuşabilirmiş. Ama... Eğer onu yemeyip kasaba meydanına dikerse, Bodrum'a sonsuz neşe ve bereket gelirmiş."
Hilal ve Hediye birbirlerine bakmışlar. Balıklarla konuşmak çok havalıymış ama o günlerde kasaba halkı sıcaklardan dolayı biraz bunalmış ve mutsuzmuş. Sokaklar sessizmiş.
Hediye, "Balıklarla konuşmayı çok isterdim ama herkesin mutlu olması daha güzel değil mi?" demiş.
Hilal gülümsemiş: "Haklısın Hediye! Hadi meydana gidelim!"
İki kız, ellerinde parlayan mandalina, peşlerinde Boncuk ve Hüseyin Amca ile Bodrum'un daracık, beyaz sokaklarından koşarak meydana inmişler. Meydanın tam ortasındaki kuru toprağı elleriyle kazmışlar. Altın Mandalina'yı nazikçe toprağa bırakıp üzerini örtmüşler. Hüseyin Amca can suyunu vermiş.
Ve aniden... POF! diye turuncu bir duman yükselmiş!
Topraktan filizlenen fidan, saniyeler içinde büyümüş, büyümüş ve devasa, gökyüzüne uzanan, yaprakları zümrüt yeşili, meyveleri altın gibi parlayan bir ağaca dönüşmüş. Ağaçtan yayılan mis gibi mandalina kokusu tüm Bodrum'a yayılmış.
Bu kokuyu duyan herkes evlerinden çıkmış. Koku o kadar güzelmiş ki, somurtanlar gülümsemeye, yorgunlar dans etmeye başlamış. Kasaba meydanı bir anda şenlik alanına dönmüş. O sihirli ağaç, yaz kış demeden herkese en tatlı mandalinaları vermiş.
Hüseyin Amca, Hilal ve Hediye'nin başını okşamış: "Aferin size. En büyük sihir, kendin için değil, herkes için bir şey yapmaktır."
O günden sonra Bodrum, sadece deniziyle değil, hiç bitmeyen neşesi ve mis kokusuyla da meşhur olmuş.
Gökten üç mandalina dilimi düşmüş: Biri fedakar Hilal'e, biri neşeli Hediye'ye, biri de paylaşmayı bilen tüm güzel çocuklara.
Paylaş
Tepkiniz Nedir?
Beğendim
23
Beğenmedim
0
Sevdim
14
Güldüm
2
Kızdım
0
Üzüldüm
2
Şaşırdım
3
