Cesur Prenses Masalı
Berrak Su Krallığı'nın sihirli mücevheri kırılınca sular kesilir. Prenses Merida, mücevheri tamir ettirmek için yola çıkar.
Bir varmış bir yokmuş... Yüksek şelalelerin şarkı söylediği, nehirlerin gümüş gibi parladığı Berrak Su Krallığı'nda, sarayın en cesur ve doğa aşığı üyesi Prenses Merida yaşarmış. Merida, kabarık elbiseler giymektense rahat macera kıyafetlerini giyer, krallığın ormanlarında gezermiş. Krallığın yaşam kaynağı, sarayın altındaki gizli "Su Odası"nda duran ve suları yöneten mavi, parlak bir Su Mücevheriymiş.
Bir sabah, krallıkta kuşlar susmuş, yapraklar hışırdamış. Çeşmelerden su akmıyor, şelaleler kurumuş, çiçekler boynunu bükmüş. Kral babası endişeyle Su Odası'na inmiş ve o korkunç manzarayı görmüş: Mücevher çatlamış ve ışığı sönmüş!
Kral, "Mücevher kırıldığı için sular küstü! Krallığımız çöle dönecek!" diye üzülmüş.
Merida hemen öne atılmış: "Baba, üzülme! Ben onu tamir ettirebilirim. Uzak diyardaki Kristal Dağ'da yaşayan dostum, Bilge Büyücü Elvin taşların dilinden anlar. Oraya gidip mücevheri ona götüreceğim."
Kral, kızının cesaretine güvenip izin vermiş. Merida, çatlak mücevheri çantasına, biraz yiyecek ve bir matara suyunu da beline koyup yola çıkmış.
Yolculuk çok zorluymuş. Güneş tepede "cızır cızır" yakıyormuş. Merida, önce "Dikenli Vadi"yi geçmiş, sonra "Tozlu Tepe"yi tırmanmış. Matarasındaki su azalmış, dudağı kurumuş ama o kendine değil, çantasındaki mücevhere odaklanmış.
Tam "Kristal Dağ"ın eteklerine vardığında, bir kayanın dibinde inleyen minik bir ses duymuş. Bakmış ki, sıcaktan bitkin düşmüş, dili damağına yapışmış minik bir Yavru Ceylan yatıyor. Ceylan o kadar susuzmuş ki, ayağa bile kalkamıyormuş.
Merida kendi boğazının kuruduğunu hissetmiş. Matarasında sadece bir yudum su kalmış. "Eğer bunu içersem dağa daha kolay çıkarım," diye düşünmüş. Ama sonra ceylanın o masum gözlerine bakmış.
"Hayır," demiş Merida. "Sen benden daha küçüksün ve buna daha çok ihtiyacın var."
Hiç düşünmeden matarasındaki son suyu ceylanın ağzına dökmüş. Ceylan suyu içince canlanmış, gözleri parlamış ve "Meee!" diyerek Merida'nın elini yalamış.
İşte tam o anda, Merida'nın çantasındaki çatlak mücevherden hafif bir mavi ışık sızmış ama Merida bunu fark etmemiş.
Sonunda yorgun argın Büyücü Elvin'in kulesine varmış.
"Hoş geldin Merida," demiş Elvin. "Yolun zorluğunu yüzünden okuyabiliyorum."
Merida çatlak taşı ona uzatmış. "Lütfen Elvin, sularımız kurudu, bunu tamir et!"
Elvin taşı eline almış ve gülümsemiş. "Merida, bu taşın çatlağı sadece büyüyle kapanmazdı. Taşın iyileşmesi için saf bir iyilik ve fedakarlık gerekiyordu. Sen yolda o suyu ceylana vererek, aslında bu taşa can suyunu verdin."
Elvin asasını taşa dokundurmuş. Merida'nın ceylana gösterdiği merhamet, taşın içinde bir enerjiye dönüşmüş. "ÇING!" diye bir ses gelmiş ve mavi bir ışık patlamış. Taş eskisinden de sağlam ve parlak olmuş!
Merida sevinçle Elvin'e teşekkür edip, ceylanın ona eşlik ettiği dönüş yoluna koyulmuş. Krallığa vardığında halk susuzluktan yorgunmuş. Merida hemen Su Odası'na koşup mücevheri yerine yerleştirmiş.
Bir anda yer sarsılmış ve "ŞARIL ŞARIL!" diye sular kanallara dolmaya, çeşmelerden fışkırmaya başlamış. Doğa yeniden yeşile dönmüş.
Merida o gün anlamış ki; bir damla su bile hayat kurtarır ve paylaşılan her şey, bereketiyle geri dönermiş.
Gökten üç su damlası düşmüş: Biri fedakar Merida'nın alnına. Biri canlanan ceylanın burnuna. Biri de suyun ve paylaşmanın kıymetini bilen çocukların kalbine.
Paylaş
Tepkiniz Nedir?
Beğendim
50
Beğenmedim
2
Sevdim
39
Güldüm
8
Kızdım
0
Üzüldüm
0
Şaşırdım
5
