Graham Bell Masalı
İnsanların uzaklardaki sevdikleriyle konuşamadığı zamanlarda, Mucit Graham Bell sesi bir kablonun içinden göndermeyi hayal eder.
Bir varmış bir yokmuş... Evvel zaman içinde, insanların uzaklardaki dostlarına sadece mektup yazabildiği, bir "Merhaba" demek için günlerce beklediği zamanlarda, Graham adında çok zeki bir mucit yaşarmış. Graham, seslere aşıktır. Kuşların cıvıltısını, rüzgarın uğultusunu saatlerce dinler, "Acaba insan sesini çok ama çok uzaklara uçurabilir miyim?" diye hayal kurarmış.
Graham'ın ahşap kokan kocaman bir atölyesi varmış. İçi bakır tellerle, tuhaf hunilerle ve pillerle doluymuş. Graham bu atölyede, en iyi arkadaşı ve asistanı olan çalışkan Watson ile birlikte gece gündüz çalışırmış.
Graham, "Watson," dermiş, "Eğer sesimizi bir elektrik kablosunun içine sokabilirsek, dünyanın öbür ucundaki annemizle bile aynı odadaymış gibi konuşabiliriz!"
Watson bu fikre bayılır, "Hemen çalışmaya başlayalım Bay Graham!" dermiş.
İki kafadar haftalarca, aylarca uğraşmış. Kabloları kesmişler, hunileri bağlamışlar. Graham bir odada "Alo! Sesim geliyor mu?" diye bağırıyor, Watson diğer odada kulağını makineye dayayıp bekliyormuş. Ama makineden sadece "Cııızt... Pıııss..." diye garip cızırtılar çıkıyormuş.
Bir gün Graham o kadar yorulmuş ki, neredeyse pes edecekmiş. "Belki de ses bir kablonun içine sığamayacak kadar özgürdür Watson," demiş üzüntüyle.
Ama Watson ona destek olmuş: "Başarısızlık, doğru yolu bulmamız için bir ipucudur Bay Graham! Pes etmek bize yakışmaz."
Bu sözler Graham'a yeniden güç vermiş. Makinenin ayarlarıyla tekrar, daha dikkatlice oynamaya başlamış.
O gün, tarihin en tatlı kazası yaşanmış! Graham masasında çalışırken, yanlışlıkla içinde asitli su bulunan bir bardağı masaya devirivermiş. Su, kıyafetine dökülmüş. Graham can havliyle, önünde duran ve kabloyla diğer odaya bağlı olan o tuhaf huniye doğru bağırarak yardım istemiş:
"Bay Watson! Buraya gelin, size ihtiyacım var!"
O sırada yan odada makinenin başında bekleyen Watson'ın gözleri kocaman açılmış. Makinenin içindeki huni titremeye başlamış ve içinden çok net, mucizevi bir ses gelmiş:
"Bay Watson! Buraya gelin, size ihtiyacım var!"
Watson sevinçten havalara zıplamış! Gürültü değil, cızırtı değil, doğrudan Graham'ın sesi, o incecik kablonun içinden geçip kulağına gelmişti! Watson koşarak Graham'ın odasına dalmış.
"Duydum! Sesinizi duydum Bay Graham! Makine çalışıyor, başardık!" diye bağırmış.
Graham kazayı, dökülen suyu tamamen unutmuş. İki dost birbirine sarılıp sevinç dansı yapmışlar. O gün orada icat ettikleri o sihirli alete "Telefon" adını vermişler.
Graham Bell'in ve Watson'ın bu azmi sayesinde, bugün dünyanın bir ucundaki sevdiklerimizin sesini anında duyabiliyor, onlara "Seni seviyorum" diyebiliyoruz. Eğer onlar ilk cızırtıda pes etselerdi, dünya bugün çok daha sessiz bir yer olurdu. Azimli çalışmak ve inanılan hedeflerden vazgeçmemek çok kıymetli bir ders olmuş.
Gökten üç telefon ahizesi düşmüş: Biri hiç pes etmeyen mucit Graham'a. Biri ona inanan ve destek olan Watson'a. Biri de aklını kullanıp çok çalışarak geleceği icat edecek akıllı çocuklara.
Paylaş
Tepkiniz Nedir?
Beğendim
26
Beğenmedim
0
Sevdim
25
Güldüm
12
Kızdım
0
Üzüldüm
2
Şaşırdım
10
