Hayat Bulan Resimler Masalı
Türkiye'den Paris'e tatile giden Defne ve Kerem, Eyfel Kulesi'nin ardında sihirli bir köy keşfeder.
Bir varmış bir yokmuş... Dünyanın en güzel şehirlerinden biri olan Paris'te, Eyfel Kulesi'nin ışıltısının ulaşmadığı, sadece hayal kurmayı bilenlerin görebildiği gizli ve sihirli bir köy varmış. Bu köyün sokakları boya paleti gibi rengarenkmiş. Evlerin duvarları fırça darbeleriyle süslenmiş.
Bu köyde Mösyö Leon adında, beyaz bereli, tonton bir ressam yaşarmış. Mösyö Leon'un sıradan bir ressam olmadığını söylemeliyiz. O, elindeki sihirli tahta paleti ve parlak fırçasıyla tuvale bir elma çizse, o elma "Pıt!" diye tuvalden düşer ve yenilebilir hale gelirmiş. Bir kuş çizse, kuş "Cik cik!" diyerek kağıttan uçar gidermiş. Mösyö Leon, köyünü çizdiği bu güzel şeylerle besler ve güzelleştirirmiş.
Aynı günlerde, Türkiye'den Paris'e aileleriyle tatile gelen iki maceracı kardeş varmış: Kırmızı çantalı, kıvırcık saçlı Defne ve onun cesur kardeşi Kerem. İki kardeş, Eyfel Kulesi'nin etrafında gezerken, havada uçan ve üzerinde boya lekeleri olan tuhaf, renkli bir kelebeği fark etmişler. Kelebeği takip ede ede kalabalıktan uzaklaşmışlar. Eski bir taş kemerin altından geçtiklerinde, kendilerini Mösyö Leon'un o büyülü, gizli köyünde bulmuşlar!
Defne ve Kerem etraflarına şaşkınlıkla bakarken, Mösyö Leon onlara gülümseyerek yaklaşmış. Havaya bir kruvasan (Fransız çöreği) çizmiş. Kruvasan dumanı tüterek Kerem'in ellerine düşmüş!
"Vay canına!" diye bağırmış Kerem. "Sen bir sihirbazsın!"
Mösyö Leon beyaz bıyığını kıvırarak, "Sihirbaz değilim küçük gezginler, sadece ne çizdiğini kalbinde hisseden bir ressamım. Hoş geldiniz," demiş.
Çocuklar bu güce çok heveslenmişler. "Lütfen, biz de bir şey çizebilir miyiz?" diye yalvarmışlar.
Mösyö Leon, "Elbette. Ancak unutmayın; fırçanın ucundan çıkan her şey bu dünyaya aittir. Ne yarattığınızın sorumluluğunu almalısınız, düşünerek çizmelisiniz," diyerek sihirli fırçayı onlara uzatmış.
Önce Kerem fırçayı kapmış. Aklına çok eğlenceli ve komik bir canavar gelmiş. Hiç düşünmeden, kocaman ağızlı, dev gibi mor bir canavar çizivermiş.
"Pof!"
Tuvalden devasa, mor, tüylü ve şaşkın bir canavar fırlamış! Canavar korkutucu değilmiş ama çok sakar ve çok açmış.
Köyün meydanındaki boyalı evlere çarpmış, fırıncının yeni pişirdiği tüm ekmekleri "Ham hum!" diye yutmuş ve köyde büyük bir karmaşa yaratmış.
Kerem çok korkmuş ve üzülmüş. "Eyvah! Ben sadece komik olur sanmıştım, bu kadar büyüyeceğini düşünmedim! Onu nasıl durduracağız?" demiş.
Mösyö Leon sakince, "Yarattığın sorunu yine yaratıcılığınla çözebilirsin," demiş. Fırçayı bu kez Defne almış. Defne gözlerini kapatmış, neyin bu mor canavarı sakinleştirebileceğini düşünmüş. Tuvale dikkatlice kocaman, sıcacık, pamuktan bir yatak ve dev bir ninni kutusu çizmiş.
Resim canlanmış! Sıcacık yatak canavarın önüne serilmiş, ninni kutusu en tatlı melodileri çalmaya başlamış.
Mor canavar müziği duyunca esnemiş, o yumuşacık yatağa kıvrılıp anında "Horrrr..." diye mışıl mışıl uykuya dalmış. Uyudukça da küçülmüş, küçülmüş ve zararsız minik bir peluş oyuncağa dönüşmüş!
Köy halkı rahat bir nefes almış. Kerem, Mösyö Leon'dan özür dilemiş. "Haklıydınız Mösyö Leon. Bir şey yapmadan önce sonuçlarını düşünmek gerekiyormuş. Aceleyle yapılan işler başkalarına zarar verebilirmiş," demiş.
Mösyö Leon çocuklara gülümsemiş. Onlara hatıra olarak, sihirli olmayan ama çok güzel görünen bir Paris tablosu hediye etmiş. Defne ve Kerem, bu unutulmaz maceranın ve öğrendikleri dersin mutluluğuyla ailelerinin yanına dönmüşler.
Gökten üç fırça darbesi düşmüş: Biri sanatıyla hayat veren Mösyö Leon'a. Biri düşünerek hareket etmeyi öğrenen Kerem'e. Biri de sorunları zekasıyla çözen Defne ve tüm çocuklara.
Paylaş
Tepkiniz Nedir?
Beğendim
25
Beğenmedim
4
Sevdim
30
Güldüm
2
Kızdım
2
Üzüldüm
1
Şaşırdım
8
