Kelebek Perisi ile Karıncılar
Gökkuşağı Ormanı'nda kanadı incinen sevimli kelebek perisi, uçamayınca çok üzülür.
Bir varmış bir yokmuş... Çiçeklerin ninniler fısıldadığı, yaprakların güneşle dans ettiği "Gökkuşağı Ormanı"nda, pırıl pırıl kanatlarıyla gökyüzünde süzülen minik bir kelebek perisi yaşarmış. Adı Lila imiş. Lila'nın pembe lüle lüle saçları, yapraklardan dikilmiş yemyeşil, ışıltılı bir elbisesi ve rengarenk kelebek kanatları varmış. Bütün gün çiçekten çiçeğe uçar, onlara tatlı şarkılar söylermiş.
Bir öğleden sonra, ormanda aniden çok sert bir rüzgar esmiş. "Vuuuuu!" diye uğuldayan bu yaramaz rüzgar, Lila'yı havada savurmuş. Lila dengesini kaybetmiş ve bir çam ağacının dalına çarpıp yumuşak çimenlerin üzerine, yere düşmüş. Canı çok acımamış ama ayağa kalkmaya çalıştığında bir de ne görsün? O güzelim kelebek kanatlarından biri incinmiş ve hafifçe bükülmüş! Lila kanat çırpmaya çalışmış ama uçamamış.
"Eyvah!" diye ağlamaya başlamış Lila. "Kanadım incinmiş, artık uçamayacağım. Yuvama nasıl döneceğim?" Toprağın üzerinde, dev gibi görünen çimenlerin arasında yapayalnız ve çaresiz kalmış.
Tam o sırada, otların arasından "pıtır pıtır" sesler gelmiş. Bir de bakmış ki, sırtlarında kendilerinden büyük ekmek kırıntıları ve tohumlar taşıyan, kırmızı-kahverengi tüylü, kocaman gözlü bir grup Karınca tek sıra halinde yürüyüş yapıyor! Karıncaların lideri olan Tini, ağlayan periyi fark etmiş. Hemen arkadaşlarına "Durun!" işareti vermiş.
Tini ve diğer karıncalar, yüklerini yere bırakıp Lila'nın yanına yaklaşmışlar.
Tini, minik antenlerini oynatarak sormuş: "Merhaba peri kardeş, neden ağlıyorsun? Bizim yapabileceğimiz bir şey var mı?"
Lila gözyaşlarını silmiş. "Ben gökyüzünün perisiyim, yerlerde yürümeyi bilmem. Rüzgar kanadımı incitti, yuvam olan Şifa Ağacı'na gidemiyorum. Ama siz çok küçüksünüz, bana nasıl yardım edebilirsiniz ki?" demiş.
Karınca Tini gülümsemiş: "Biz küçük olabiliriz ama kalplerimiz ve birliğimiz çok büyüktür! Merak etme, seni oraya ulaştıracağız."
Karıncalar hemen iş bölümü yapmışlar. Bir grup karınca koşup yumuşak, pembe bir gül yaprağı getirmiş. Diğer grup ise ormandaki ipek böceğinden birazcık ipek iplik ödünç almış. Tini, gül yaprağını Lila'nın incinen kanadına nazikçe sarmış ve ipekle bağlayarak ona harika bir sargı yapmış.
Sonra karıncalar, büyük bir çınar yaprağını ters çevirip ondan bir kızak (sedye) yapmışlar. "Hadi peri kardeş, bin üzerine!" demişler. Lila yaprağın üzerine oturmuş. Tam elli tane minik karınca, yaprağın kenarlarından tutmuş ve "Bir, iki, üç! Çek!" diyerek hep birlikte çekmeye başlamışlar. Birlikte o kadar güçlülermiş ki, Lila'yı hiç sarsmadan, pürüzsüz bir şekilde Şifa Ağacı'na kadar taşımışlar.
Şifa Ağacı'nın özü, Lila'nın kanadına çok iyi gelmiş. Ertesi sabah uyandığında kanadı tamamen iyileşmiş! Lila sevinçle havaya zıplamış, "Pır pır!" diye kanat çırpıp gökyüzüne yükselmiş.
Aşağıda ona el sallayan karıncaların yanına süzülmüş. Avucunda taşıdığı bir damla tatlı, sihirli çiçek nektarını onlara hediye etmiş.
"Teşekkür ederim minik dostlarım," demiş Lila. "Bana, en küçük canlıların bile bir araya geldiğinde dünyadaki en büyük işleri başarabileceğini öğrettiniz."
O günden sonra Lila, gökyüzünde uçarken hep aşağıya bakar, yerdeki minik dostlarına tatlı şarkılar söylermiş.
Gökten üç gül yaprağı düşmüş: Biri yardımsever karıncalara. Biri iyileşen peri Lila'ya. Biri de boyuna posuna bakmadan arkadaşlarına yardım eden koca yürekli çocuklara.
Paylaş
Tepkiniz Nedir?
Beğendim
77
Beğenmedim
6
Sevdim
85
Güldüm
20
Kızdım
1
Üzüldüm
7
Şaşırdım
14
