Minik Fırtına ile Rüzgar Masalı
Minik Fırtına, rüzgarla konuşan, bulutlarla dans eden sihirli bir kız çocuğuydu. Onunla birlikte gökyüzünün sırlarını keşfet!
Bir varmış bir yokmuş, gökyüzünün en yumuşak, en parlak köşesinde, adı Minik Fırtına olan, saçları rüzgarla dans eden, gözleri bulutların maviliği kadar berrak bir kız çocuğu yaşarmış. Minik Fırtına, diğer çocuklara hiç benzemezmiş. O, rüzgarın fısıltılarını anlar, bulutların şekillerinden hikâyeler dinlermiş. Her sabah uyandığında ilk işi penceresini açıp, "Fırrr!" diye rüzgarı selamlamak olurmuş. Rüzgar da ona nazikçe eşlik eder, saçlarını okşar, yanaklarını serinletirmiş. Onun en büyük hayali, gökyüzünün en yüksek bulutuna dokunmak, oradaki sırları keşfetmekmiş. Köydeki diğer çocuklar onu biraz tuhaf bulsa da, Minik Fırtına kendi büyülü dünyasında çok mutluymuş, her fısıltıda yeni bir macera beklermiş.
Günlerden bir gün, gökyüzünde daha önce hiç görmediği, gri ve hüzünlü bir bulut belirmiş. Bu bulut, diğer neşeli, bembeyaz bulutlardan çok farklıymış, adeta bir köşeye çekilmiş, kimseyle konuşmak istemiyormuş. Minik Fırtına, rüzgara fısıldamış: "Bu bulut neden bu kadar üzgün, sevgili rüzgar?" Rüzgar, "Vuuuuvv!" diye ince bir sesle cevap vermiş, sanki bir şeyler anlatmak ister gibi. Minik Fırtına anlamış ki, bu bulutun bir derdi varmış ve kimse onu dinlememiş. Hemen karar vermiş, o hüzünlü bulutun yanına gitmeli, onunla arkadaş olmalıymış. Annesi, "Kızım, o bulut yağmur bulutu, ona çok yaklaşma, üşütürsün," dese de Minik Fırtına'nın kalbi o minik, gri bulut için atıyormuş. O, rüzgarın yardımıyla, bir tüy gibi hafifçe yükselmeye başlamış.
Minik Fırtına, sonunda hüzünlü buluta ulaşmış. Bulut o kadar büyükmüş ki, Minik Fırtına kendini bir dağın tepesindeymiş gibi hissetmiş. Bulutun yüzeyinde minik, şeffaf damlacıklar, sanki gözyaşları gibi parlıyormuş. Minik Fırtına, bulutun yanına oturmuş ve usulca sormuş: "Neden bu kadar üzgünsün, sevgili bulut?" Bulut, önce sessiz kalmış, sonra derinden bir iç çekmiş ve "Şıp şıp!" diye minik bir damla bırakmış. "Benim adım Gri Bulut," demiş kederle, "Herkes benden korkar, yağmur yağdırdığımda her yer ıslanır, oyunlar biter sanırlar. Ama ben sadece bitkilerin susuzluğunu gideririm, çiçeklerin açmasına yardım ederim. Kimse beni anlamaz." Minik Fırtına, Gri Bulut'un elini tutmuş, "Hayır, ben seni anlıyorum. Sen çok önemlisin! Senin sayende her yer yemyeşil oluyor, çiçekler rengarenk açıyor. Sen aslında bir mucizesin!" demiş. Bu sözler, Gri Bulut'un kalbine su serpmiş. Yüzündeki hüzün yavaşça dağılmaya başlamış, minik bir gülümseme belirmiş ve Gri Bulut, Minik Fırtına'ya minnetle bakmış.
Minik Fırtına'nın sıcak sözleriyle Gri Bulut'un kalbi ısınmış, yüzündeki gri örtü yavaşça aralanmış ve içinden rengarenk bir gökkuşağı belirmiş. Gri Bulut, artık hüzünlü değil, gururlu ve neşeli bir bulutmuş. Minik Fırtına ile birlikte gökyüzünde dans etmişler, rüzgar onlara neşeli şarkılar söylemiş. O günden sonra, Minik Fırtına ile Gri Bulut en iyi dost olmuşlar. Minik Fırtına, her yağmur yağdığında penceresinden Gri Bulut'a el sallarmış, artık yağmurun sadece ıslaklık değil, aynı zamanda yaşam ve güzellik getirdiğini biliyormuş. Ve köydeki herkes de Minik Fırtına sayesinde Gri Bulut'un değerini anlamış, yağmuru seven gözlerle izlemeye başlamışlar. Gökten üç pırıltılı damla düşmüş, biri Minik Fırtına'nın cesur kalbine, biri Gri Bulut'un nazik yüreğine, biri de farklılıkları seven ve herkese şefkatle yaklaşan tüm güzel çocuklara.
Paylaş
Tepkiniz Nedir?
Beğendim
16
Beğenmedim
0
Sevdim
17
Güldüm
0
Kızdım
0
Üzüldüm
1
Şaşırdım
8
