Keloğlan ile Pamuk Prenses
Keloğlan, zehirli elmanın büyüsünü çözmek için Pamuk Prenses'le birlikte cesur bir yolculuğa çıkar. Dostluk, akıl ve iyilik dolu neşeli bir masal sizi bekliyor.
Bir varmış bir yokmuş, dağların ardındaki güneşli bir köyde, başı ay gibi parlak, gönlü tereyağı gibi yumuşak Keloğlan yaşarmış. Yamalı kahverengi yeleği, bol beyaz gömleği ve akıllı gözleriyle köyün en muzip çocuğuymuş bu. Anasıyla küçük bir kulübede otururlar, keçilerini otlatır, arı kovanlarından süzülen ballarla geçinirlermiş. Keloğlan'ın en sevdiği şey ise, tepenin üstündeki kocaman elma ağacının altına uzanıp bulutlara bakmak, aklına gelen çılgın planları anasına anlatmakmış. "Anacığım," dermiş her sabah, "bir gün bu tepeden öyle bir haber duyacaksın ki, hayretten yastığın yerinden zıplayacak!"
Bir bahar sabahı, tepenin ardındaki koyu ormandan telaşlı ayak sesleri gelmiş. Ağaçların arasından, kar gibi beyaz tenli, kuzguni siyah saçlı, kırmızı-mavi kadife elbiseli bir prenses koşarak çıkmış; işte bu, komşu diyarın Pamuk Prenses'iymiş. Soluğu kesilmiş, gözleri yaşlıymış. "Yardım et bana ey akıllı çocuk!" demiş. "Kötü kalpli üvey annem, sihirli aynasına danışıp bana bir sepet zehirli elma yollamış. Yedi cüce dostum o elmalardan birer ısırık aldı, şimdi hepsi derin bir uykuya daldı, ne yaptıysam uyandıramadım!" Keloğlan, kelini çenesine dayamış, kurnaz gözleri parlamış. "Üzülme prenses," demiş, "kel kafamın altında bin bir fikir kaynıyor. Bu işi hep birlikte çözeceğiz, hadi düşelim yola!" Uzaktan bir çalıkuşunun neşeli ötüşü duyulurmuş, sanki onlara "iyi yolculuklar" dermiş gibi.
İkisi ormanın derinliklerine dalmışlar. Yolda yaşlı bir baykuş, dallardan kanat çırparak inmiş: "Bu büyüyü bozmanın tek yolu, Billur Pınarı'nın suyudur; ama o pınar, üvey annenin sihirli aynasının koruduğu mağaradadır!" demiş. Keloğlan hemen bir plan kurmuş. Prenses'e köylü kıyafetleri giydirmiş, kendisi de bir elma satıcısı gibi omzuna sepet almış. Mağaraya varınca, ayna gürlemiş: "Kimsin sen, ne istersin?" Keloğlan aynanın karşısına geçip sırıtmış: "Ey aynaların en görkemlisi, dünyanın en güzel yüzünü sana göstermeye geldim, işte bak!" deyip cebinden çıkardığı parlak bakır tepsiyi aynanın önüne tutmuş. Ayna kendi ışıltılı yansımasını görünce büyülenip kilitlerini gevşetivermiş. Pamuk Prenses hızla koşup billur pınarın suyunu küçük testisine doldurmuş. Su testiye dolarken çıkardığı çağıltı, mağaranın içinde neşeli bir müzik gibi çınlarmış. Tam kaçarlarken ayna gerçeği anlayıp öfkeyle sarsılmış ama iş işten geçmiş, ikisi çoktan gün ışığına ulaşmışlar.
Soluk soluğa cücelerin yanına dönmüşler. Pamuk Prenses billur suyunu yedi minik dostunun dudaklarına değdirince, cüceler birer birer esneyerek uyanmış, sevinçten Keloğlan'ın etrafında halka olup dönmüşler. Kötü üvey anne ise büyüsü boşa çıkınca utancından uzak diyarlara göçüp gitmiş, bir daha da görünmemiş. Pamuk Prenses, Keloğlan'a sarılıp teşekkür etmiş: "Sen sadece akıllı değil, aynı zamanda çok iyi kalplisin." Keloğlan gülerek anasının yanına dönmüş, o gece kulübelerinde bal, elma ve dostlukla dolu bir sofra kurulmuş. Böylece anlaşılmış ki, en zor düğümler bile akılla, cesaretle ve bir dostun yardımıyla çözülürmüş.
Paylaş
Tepkiniz Nedir?
Beğendim
17
Beğenmedim
4
Sevdim
16
Güldüm
4
Kızdım
2
Üzüldüm
3
Şaşırdım
3
