Keloğlan ve Cankız'ın Kolyesi

Prenses Cankız'a hediye almak için Meksika'ya gider bizim Keloğlan.

Keloğlan ve Cankız'ın Kolyesi - Masal Oku

Bir varmış bir yokmuş, evvel zaman içinde, kalbur saman içinde... Bizim saçsız başı, şimşir tarağı, hem saf hem de cin gibi akıllı Keloğlan, köy meydanında kara kara düşünüyormuş. Sevdiği prenses Cankız'ın doğum günü yaklaşıyormuş ve ona sıradan bir hediye vermek istemiyormuş. Köyün gezgin dedesi ona bir sır vermiş: "Uzaklar diyarı Meksika'da, güneşin ışığını içinde saklayan efsanevi 'Güneş Kolyesi' vardır. Ama onu almak cesaret ister."

Keloğlan, anasının duasını alıp yola düşmüş. Dağları aşmış, okyanusları geçmiş ve sonunda kaktüslerin göğe uzandığı, insanların "Hola!" (Merhaba) diyerek neşeyle selamlaştığı Meksika'ya varmış.
Keloğlan karnavalın tam ortasına düşmüş! Her yer rengarenkmiş. Keloğlan'ın karnı acıkmış. Bir tezgahta mis gibi kokan dürüm benzeri yiyecekler (Taco) görmüş. Yanında da yeşil, küçük biberler varmış. Keloğlan, "Aman bunlar bizim köyün tatlı biberlerine benziyor," diyip bir tanesini "Hap!" diye ağzına atmış.

Keloğlan ve Cankız'ın Kolyesi - Masal Oku

Atmasıyla birlikte Keloğlan'ın yüzü kıpkırmızı olmuş, kulaklarından dumanlar çıkmış! Meğer o biber, dünyanın en acı biberiymiş! Keloğlan, "Yandım anam! Su! İtfaiye çağırın!" diye bağırarak meydanda dört dönmüş. Herkes gülerek ona su vermiş. Orada tanıştığı, kocaman şapkalı küçük çocuk Pedro, Keloğlan'a tatlı bir şerbet ikram etmiş ve yangınını söndürmüş. Böylece arkadaş olmuşlar.

Keloğlan kendine gelince pazar yerinde o meşhur Güneş Kolyesini bulmuş. Kolye gerçekten de pırıl pırıl parlıyormuş. Ama satıcı, "Bu kolye çok değerli, paran yetmez," demiş. Keloğlan üzülürken satıcı eklemiş: "Ama bugün Karnaval günü! Büyük Pinata Yarışmasını kazanan, dükkanımdan istediği bir şeyi alabilir!"

Keloğlan ve Cankız'ın Kolyesi - Masal Oku

Keloğlan, "İşte şansım!" diyerek yarışmaya katılmış. Yarışma zormuş; gözleri bağlıyken, yukarıda sallanan yıldız şeklindeki kutuyu (Pinata) sopayla kırmaları gerekiyormuş. Pedro da yarışmak istiyormuş ama diğer büyük çocuklar onu itip kakıyor, "Sen küçüksün, yapamazsın," diyorlarmış.

Sıra Keloğlan'a gelmiş. Gözlerini bağlamışlar. Keloğlan, rüzgarın sesini dinlemiş, kalabalığın nefesini tuttuğunu hissetmiş. Sopayı kaldırmış, tam vurup ödülü kazanacakken... Bir ağlama sesi duymuş. Bu Pedro'nun sesiymiş! Rüzgar, Pedro'nun çok sevdiği kocaman şapkasını uçurmuş ve şapka yüksek, dikenli bir kaktüsün tepesine takılmış. Pedro çaresizce zıplıyor ama alamıyormuş.

Keloğlan ve Cankız'ın Kolyesi - Masal Oku

Keloğlan bir an durmuş. Bir yanda Cankız'a götüreceği kolye, diğer yanda ağlayan yeni dostu Pedro. Keloğlan hiç düşünmeden göz bandını çıkarıp atmış, sopayı yere bırakmış. Yarışmayı terk edip kaktüsün yanına koşmuş. Omuzlarına basarak kaktüse tırmanmış ve Pedro'nun şapkasını kurtarıp ona vermiş.
Meydandaki herkes sessizleşmiş. Satıcı amca sormuş: "Neden kazanmak üzereyken bıraktın?"

Keloğlan gülümsemiş: "Bir çocuğun gözyaşı, dünyadaki bütün kolyelerden daha önemlidir. Dostum üzülürken ben sevinemem."
Bunu gören dükkan sahibi çok etkilenmiş. "Sen yarışmayı kaybettin ama insanlığı kazandın," demiş ve o eşsiz Güneş Kolyesini Keloğlan'a hediye etmiş.

Keloğlan ve Cankız'ın Kolyesi - Masal Oku

Keloğlan, Pedro ile sarılıp vedalaşmış. Cankız'a sadece bir kolye değil, dostluk, kahkaha ve biraz da acı biber anısı dolu bir hikaye götürmüş.
Gökten üç sombrero düşmüş: Biri cömert Keloğlan'ın başına. Biri vefalı Pedro'ya. Biri de kazanmaktan çok yardımlaşmayı seven güzel çocuklara.

Paylaş

Tepkiniz Nedir?

Beğendim Beğendim 30
Beğenmedim Beğenmedim 7
Sevdim Sevdim 31
Güldüm Güldüm 5
Kızdım Kızdım 1
Üzüldüm Üzüldüm 5
Şaşırdım Şaşırdım 3