Keloğlan ile Yıldız Bahçesi
Keloğlan'ın, kaybolan yıldızları bulmak için çıktığı macera dolu yolculukta cesaret ve dostluğun değerini keşfettiği büyüleyici bir masal.
Bir varmış bir yokmuş, uzak diyarlarda, yemyeşil tepelerin ardında, küçük bir köyde Keloğlan yaşarmış. Saçları dökülmüş, başı pırıl pırıl parlayan bu yoksul ama zeki delikanlı, her zaman güler yüzlü, her daim meraklıymış. Köyün en tepesindeki eski, çatısı yosun tutmuş evinde yaşar, gündüzleri tarlalarda çalışır, geceleri ise gökyüzündeki yıldızları seyre dalarmış. Yıldızlar, ona hep bir sır fısıldarmış gibi gelirmiş. Bir gece, gökyüzünün en parlak yıldızı aniden kaybolunca, Keloğlan'ın içi bir hüzünle dolmuş, sanki bir arkadaşını yitirmiş gibiymiş.
Keloğlan, kaybolan yıldızın peşine düşmeye karar vermiş. Yanına bir torba kuru ekmek, bir de dedesinden kalma pusulasını almış. Yola koyulur koyulmaz, ormanın derinliklerinden gelen "huhu" sesleri ona eşlik etmiş. Yolculuğu sırasında, rengarenk tüyleri olan, kanatları şeffaf bir kelebekle karşılaşmış. Kelebek, Keloğlan'ın omzuna konmuş, minik antenleriyle yanağını gıdıklamış. Keloğlan, kelebeğin yol gösterdiğini hissetmiş, çünkü kelebek, her kaybolduğunu düşündüğünde bir çiçeğin üzerine konup kanatlarını çırparak yönünü işaret edermiş. Bir süre sonra, patika, ormanın derinliklerinde, dalları birbirine dolanmış yaşlı ağaçların gölgeleriyle kaplı, loş bir tünele dönüşmüş. Tünelin sonunda, ışık hüzmeleri sızan bir aralık görmüşler.
Keloğlan, kelebeğin rehberliğinde tünelden geçince, karşısında daha önce hiç görmediği bir bahçe bulmuş. Burası, her yerin pırıl pırıl parladığı, çiçeklerin yapraklarının yıldız tozlarıyla bezenmiş olduğu, büyülü bir Yıldız Bahçesi'ymiş. Ancak bahçe, soluk ve cansız görünüyormuş. Bahçenin ortasında, rengarenk tüyleri olan yaşlı bir baykuş, gözleri kapalı, hüzünle oturuyormuş. Keloğlan, baykuşa yaklaşmış, "Ey bilge baykuş, bu bahçeye ne oldu böyle?" diye sormuş. Baykuş, gözlerini aralamış, "Bahçenin ışığı, gökyüzünden düşen yıldızlarla beslenirmiş," diye fısıldamış. "Ancak, köyünüzden gelen bir hırsız, en parlak yıldızı çalmış, bu yüzden bahçe solmuş, diğer yıldızlar da korkup saklanmış." Tam o sırada, bahçenin en karanlık köşesinde, parıldayan bir ışık görmüşler. Keloğlan, cesurca ışığa doğru yürümüş, kalbi "tak tak" atıyormuş.
Işığın kaynağına ulaştığında, Keloğlan şaşkınlıkla görmüş ki, çalınan yıldız, küçük bir çocuğun elinde, bir oyuncak gibi duruyormuş. Çocuk, yıldızın parıltısıyla oynuyor, ancak bahçenin solduğunu fark etmemiş bile. Keloğlan, nazikçe çocuğa yaklaşmış, yıldızın bahçe için ne kadar önemli olduğunu anlatmış. Çocuk, Keloğlan'ın sözlerinden etkilenmiş, yıldızı hemen geri vermiş. Yıldız, ait olduğu yere döner dönmez, Yıldız Bahçesi yeniden ışıl ışıl parlamış, diğer yıldızlar da saklandıkları yerden çıkıp gökyüzüne geri dönmüş. Keloğlan, kelebek ve baykuşla vedalaşmış, köyüne doğru yola koyulmuş. Bu macera ona, küçük bir eylemin bile ne kadar büyük farklar yaratabileceğini, cesaretin ve paylaşmanın değerini öğretmiş. Gökten üç altın elma düşmüş, biri Keloğlan'ın cesur yüreğine, biri bilge baykuşun sabrına, biri de yıldızların değerini bilen ve paylaşmayı seven tüm çocuklara.
Paylaş
Tepkiniz Nedir?
Beğendim
10
Beğenmedim
4
Sevdim
13
Güldüm
2
Kızdım
2
Üzüldüm
2
Şaşırdım
1
