Nasreddin Hoca ve Şrek

Nasreddin Hoca, ormanda gezerken Yeşil Dev Şrek ile karşılaşır.

Nasreddin Hoca ve Şrek

Bir varmış bir yokmuş, evvel zaman içinde, Akşehir’in o meşhur gölüne maya çalan, eşeğine ters binen, sözüyle hem güldüren hem düşündüren tonton Nasreddin Hoca, bir gün kışlık odun toplamak için ormanın derinliklerine dalmış. Eşeği Karakaçan önde, Hoca arkada, ilerliyorlarmış.

Yol gide gide, ormanın en gölgeli, en ıssız ve hafif sisli "Bataklık Bölgesi"ne çıkmış. Hoca, "Aman Karakaçan, buralar pek tekin değil, çamura dikkat et," derken birden yer sarsılmış: GÜM! GÜM! GÜM! Ağaçtaki kuşlar "Pırrr" diye kaçışmış.

Çalılıkların arasından kocaman, yemyeşil tenli, trompet gibi kulakları olan, dev gibi bir adam çıkmış! Bu, ormanda yalnız yaşayan meşhur Yeşil Dev Şrek'miş! Şrek, ellerini beline koymuş, kaşlarını çatmış ve o kalın sesiyle kükremiş:
"ROAAARRR! Bu bataklık benim! Burada ne işiniz var küçük insanlar?"

Normalde herkes korkudan kaçacak delik ararmış ama Nasreddin Hoca hiç istifini bozmamış. Kavuğunu düzeltmiş, Şrek'e şöyle bir bakmış:
"Evladım, maşallah sesin de pek gür çıkıyor. Ama biraz daha böyle bağırırsan, ağaçtaki armutlar korkudan 'pat' diye yere düşecek, yazık değil mi?"

Şrek şaşırmış, kollarını iki yana açmış: "Sen... Sen benden korkmadın mı? Ben bir devim! Herkes beni görünce 'İmdat canavar!' diye kaçar!"
Hoca gülümsemiş: "Neden korkayım? Yeşil olmak suç mu? Bak benim eşeğim de gri, ben ona hiç kızıyor muyum? Hem karnın aç gibi bağırıyorsun."

Şrek tam cevap verecekken, Hoca'nın eşeği Karakaçan, devden ürküp geri geri gitmeye çalışmış ve arka ayaklarıyla yumuşak bir çamur çukuruna basmış. "Vırak!" diye bir ses gelmiş ve Karakaçan bataklığa saplanmış! Eşek çıkmaya çalıştıkça daha çok batıyormuş.

Hoca telaşla, "Eyvah! Karakaçan çamura saplandı!" diye koşmuş. Eşeğin yularından asılmış, çekmiş, itmiş ama nafile! Eşek yerinden kıpırdamıyormuş. Hoca ter içinde kalmış.
Şrek, kenarda durmuş kıkır kıkır gülüyormuş. "Hah! Ufacık boyunla o eşeği oradan çıkaramazsın İhtiyar!"
Hoca, Şrek'e dönüp o zekice bakışını atmış:
"Evlat, gülmek kolay. Asıl marifet, o koca kaslarının hakkını vermekte. Yoksa sen sadece bağırmayı mı biliyorsun?"
Bu söz Şrek'in damarına basmış. "Çekil şuradan!" diyerek Hoca'yı kenara almış. O dev elleriyle Karakaçan'ı gövdesinden tuttuğu gibi, sanki bir tüy kaldırıyormuşçasına "HOP!" diye havaya kaldırmış ve kuru toprağa bırakmış. Karakaçan, "Aİ Aİ!" diyerek Şrek'e teşekkür etmiş.

Hoca, Şrek'in omzuna vurmuş: "Helal olsun koca oğlan! Sende de ne cevherler varmış. Gel, bu iyiliğinin karşılığını ödeyelim."
Hoca heybesini açmış. İçinden mis gibi ev yapımı somun ekmek ve bir bakraç Akşehir yoğurdu çıkarmış. Bir kütüğün üzerine yan yana oturmuşlar. Şrek, hayatında ilk defa yoğurt yemiş.

"Hımm!" demiş Şrek, parmaklarını yalayarak. "Bu beyaz şey, benim bataklık sülüğü çorbamdan bile lezzetli!"
Hoca gülmüş: "Buna yoğurt derler evlat. İnsanın içini ferahlatır, öfkesini alır."
Şrek ve Hoca, güneş batana kadar sohbet etmişler. Şrek, insanların ondan korkmasından, Hoca ise insanların bazen onu yanlış anlamasından bahsetmiş. Meğer ikisinin de ortak noktası çokmuş.

Ayrılık vakti geldiğinde Şrek, "Hoca," demiş, "Yine gel. Ama eşeğine söyle, bir daha benim çamur banyoma basmasın!"
Hoca, "Gelirim tabii. Sen de bizim köye gel ama kükreme, sadece kapıyı çal," demiş.

O günden sonra ormanda kimse Yeşil Dev'den korkmamış. 
Gökten üç yeşil elma düşmüş: Biri korkusuz ve bilge Nasreddin Hoca'ya. Biri aslında iyi kalpli olan dev Şrek'e. Biri de dış görünüşe değil, yapılan iyiliğe bakan tüm akıllı çocuklara.

Paylaş

Tepkiniz Nedir?

Beğendim Beğendim 22
Beğenmedim Beğenmedim 2
Sevdim Sevdim 16
Güldüm Güldüm 4
Kızdım Kızdım 3
Üzüldüm Üzüldüm 1
Şaşırdım Şaşırdım 3