Kurbağa ve Çekirge Masalı
Göl kenarında yaşayan sevimli kurbağa Kero, papatyaya yardım eder.
Bir varmış bir yokmuş, nilüfer çiçeklerinin suyun üzerinde dans ettiği, sazlıkların rüzgarla fısıldaştığı masmavi bir gölün kenarında, Kero adında zıp zıp zıplayan, yemyeşil, kocaman gözlü ve çok neşeli bir kurbağa yaşarmış. Kero, sadece sinek avlamakla yetinmez, etrafındaki renkli çiçekleri izlemeyi, onlarla konuşmayı çok severmiş.
Güneşin gökyüzünde parladığı, yağmurun uzun zamandır yağmadığı sıcak bir yaz günüymüş. Kero, gölün biraz uzağındaki kayalıkların arasında gezintiye çıkmış. Orada, yaprakları sararmış, boynu bükülmüş, tek başına duran bir Papatya görmüş. Papatya o kadar susuzmuş ki, sesi rüzgar gibi incecik çıkıyormuş: "Su... Lütfen biraz su..."
Kero çok üzülmüş. "Dayan güzel çiçek!" demiş. "Seni böyle bırakmam, sana gölden su getireceğim!"
Ama göl ile çiçeğin arası, minik bir kurbağa için epey uzakmış. Kero etrafına bakınmış ve yerde bulduğu yarım bir ceviz kabuğunu kova yapmaya karar vermiş.
Kero, ceviz kabuğunu kapıp göle atlamış. Kabuğu serin suyla doldurmuş. Sonra dikkatlice karaya çıkmış. Suyu dökmemek için yavaşça, minik adımlarla zıplamaya başlamış.
"Hop... hop... dökmeden... hop..."
Yolun yarısına geldiğinde, bir yaprağın üzerinde güneşlenen tembel Çekirge Çıtçıt ile karşılaşmış. Çıtçıt, Kero'yu kan ter içinde görünce gülmüş:
"Hey Kero! Ne yapıyorsun bu sıcakta? Bırak o kuru çiçeği, gel gölgede şarkı söyleyelim. Bir çiçek için bu kadar yorulmaya değer mi?"
Kero durmuş, alnındaki teri silmiş ve kararlı bir sesle cevap vermiş:
"Değer tabii Çıtçıt! O benim arkadaşım. Gerçek dostlar zor zamanda birbirini bırakmaz."
Kero yoluna devam etmiş ama Çıtçıt'ın sözlerine cevap verirken dikkati dağılmış. Ayağı bir taşa takılmış ve ŞLAP! diye yere kapaklanmış. Ceviz kabuğundaki bütün su kuru toprağa dökülmüş!
Kero çok üzülmüş. Bacakları ağrıyormuş, güneş tepesindeymiş ve hiç suyu kalmamış. "Başaramayacağım galiba," diye düşünmüş. Ama sonra Papatya'nın bükük boynu aklına gelmiş. "Hayır! Pes etmek yok!" demiş kendi kendine.
Hemen geri dönmüş, göle zıplamış, kabuğunu tekrar doldurmuş. Bu sefer daha dikkatli, daha azimli bir şekilde yolu tamamlamış.
Papatya'nın yanına varınca kabuktaki suyu nazikçe çiçeğin köklerine dökmüş. Toprak suyu "lup lup" diye iştahla içmiş. Papatya hafifçe kımıldamış. Kero, "Merak etme, yine geleceğim!" demiş.
O gün Kero, tam on kez göle gidip gelmiş. Çekirge Çıtçıt onu uzaktan izlemiş ve Kero'nun bu çabasına hayran kalıp utanmış. Ertesi gün, Kero yine sabah erkenden kalkmış. Bir de bakmış ki, Çekirge Çıtçıt da elinde minik bir yaprakla su taşıyor! "Ben de yardım etmek istedim," demiş Çıtçıt.
Üç gün boyunca Kero ve Çıtçıt su taşımışlar. Ve üçüncü günün sabahında bir mucize olmuş! Kero elinde suyla geldiğinde, Papatya'nın boynunu dikleştirdiğini, yapraklarının yemyeşil olduğunu ve bembeyaz taç yapraklarını güneşe doğru kocaman açtığını görmüş.
Papatya, Kero'ya bakıp gülümsemiş: "Teşekkür ederim Kero. Sen olmasan kuruyup gidecektim. Sen sadece bir kurbağa değil, dünyanın en iyi bahçıvanısın!"
Kero, yorgunluğunu unutmuş ve gururla şişinmiş: "Vrak! Bir çiçeğin gülümsemesi, bütün yorgunluğuma değer!"
O günden sonra Kero ve Çıtçıt, gölün koruyucuları olmuşlar. Nerede susuz bir çiçek görseler, hemen yardıma koşmuşlar.
Gökten üç damla su düşmüş: Biri vefalı bahçıvan Kero'nun başına. Biri hatasını anlayan Çekirge Çıtçıt'ın kanadına. Biri de dostları için emek vermekten vazgeçmeyen minik çocukların avucuna.
Paylaş
Tepkiniz Nedir?
Beğendim
31
Beğenmedim
3
Sevdim
25
Güldüm
4
Kızdım
1
Üzüldüm
3
Şaşırdım
2
