Maceracı Leylek Masalı
Genç kız Asel, kitapta okuduğu ve sadece İspanya'da yetişen sihirli pembe limonu çok merak eder.
Bir varmış bir yokmuş... Çiçeklerin her mevsim gülümsediği, bahçesinde koca bir erik ağacı olan şirin bir evde Asel adında, doğayı çok seven, hayal gücü geniş genç bir kız yaşarmış. Asel'in en yakın arkadaşı ise kendi türündeki kuşlardan biraz farklı olan, insanlarla sohbet etmeyi çok seven Maceracı Leylek imiş. Leylek her bahar Asel'in evinin çatısına yuva yapar, kışın ise sıcak ülkelere göç edermiş.
Bir gün Asel, bahçedeki salıncağında oturmuş, elindeki kalın doğa ansiklopedisine bakarak kara kara düşünüyormuş. Leylek, kanatlarını "Pırr" diye çırparak Asel'in yanına konmuş.
"Hayrola Asel," demiş Leylek, uzun gagasını tıkırdatarak. "Neden böyle üzgün bakıyorsun kitaba?"
Asel iç çekmiş: "Ah Leylek dostum. Kitapta bir meyve gördüm, aklımdan çıkmıyor. Sadece uzaklarda, İspanya denilen ülkenin en gizli bahçelerinde yetişen, tadı pamuk şeker gibi tatlı olan Pembe Limon adında bir meyve varmış. O kadar güzel ve parlakmış ki, canım onu çok çekti. Ama İspanya o kadar uzak ki, oraya asla gidemem."
Leylek, beyaz kanatlarını gururla açmış ve gülümsemiş: "Sen hiç üzülme Asel! Gökyüzünün yolları bana her zaman açıktır. Ben göç ederken İspanya'nın o sıcak rüzgarlarından, Endülüs'ün saklı bahçelerinden hep geçerim. O pembe limonların nerede olduğunu çok iyi biliyorum!"
Asel'in gözleri parlamış: "Gerçekten mi? Ama yol çok uzun, senin için zor olmaz mı?"
Leylek, "Gerçek dostlar için hiçbir yol uzun değildir," diyerek gökyüzüne doğru kanat açmış ve İspanya'ya doğru yola çıkmış.
Leylek, dağları, nehirleri ve uçsuz bucaksız mavi okyanusu aşmış. Sonunda İspanya'nın o meşhur, sıcak ve renkli bahçelerine varmış. Bahçenin tam ortasında, dalları dikenlerle dolu eski bir ağaç varmış ve o ağacın en tepesinde, güneş gibi parlayan o sihirli Pembe Limon duruyormuş.
Leylek tam limonu alacakken, İspanya'nın o meşhur sert rüzgarlarından biri "Vuuuuu!" diye esmeye başlamış. Rüzgar o kadar güçlüymüş ki, Leylek havada dengede durmakta zorlanmış. Üstelik limonun etrafındaki keskin dikenler, Leylek'in kanatlarını çiziyormuş.
Ama Leylek, Asel'in o üzgün yüzünü hatırlamış. "Asel'e söz verdim, pes etmek yok!" demiş. Rüzgara karşı koyarak, ince uzun bacaklarıyla daldan destek almış ve gagasını dikkatlice dikenlerin arasından uzatıp o harika Pembe Limon'u koparmayı başarmış!
Dönüş yolu yorucu olsa da, Leylek gagasındaki o değerli emanetle dinlenmeden uçmuş. Sonunda Asel'in bahçesine geri dönmüş.
Asel, bahçede Leylek'i görünce sevinçten havalara uçmuş.
Leylek, gagasındaki parıl parıl parlayan Pembe Limonu nazikçe Asel'in ellerine bırakmış.
"İşte beklediğin mucize," demiş Leylek, yorgun ama mutlu bir sesle.
Asel, limonu dilimlemiş ve ikisi birlikte yemişler. Limon gerçekten de dünyanın en tatlı, en ferahlatıcı meyvesiymiş. Asel, Leylek'e sımsıkı sarılmış.
O gün Asel anlamış ki; dünyadaki en tatlı şey o pembe limon değil, onun için bu kadar zahmete katlanan, kilometrelerce yol giden bir dosta sahip olmakmış.
Gökten üç pembe limon yaprağı düşmüş: Biri vefalı ve cesur Leylek'e. Biri dostunun kıymetini bilen Asel'e. Biri de arkadaşları için hiçbir fedakarlıktan kaçınmayan iyi yürekli çocuklara.
Paylaş
Tepkiniz Nedir?
Beğendim
41
Beğenmedim
3
Sevdim
44
Güldüm
6
Kızdım
3
Üzüldüm
1
Şaşırdım
8
