Uykucu Kelebek Masalı
Minik kelebek Pırıltı, bulutların arasında uykuya dalmış, rüyalar diyarına uçarken tüm dostlarına neşe saçmış.
Bir varmış bir yokmuş, yemyeşil çayırların üzerinde, pofuduk bulutların dans ettiği gökyüzünde, kanatları gökkuşağının en güzel mavisiyle bezenmiş, minicik bir kelebek yaşarmış. Adı Pırıltı’ymış. Pırıltı, diğer kelebekler gibi çiçekten çiçeğe konup nektar toplamak yerine, bulutların arasına süzülüp orada minik şekerleme uykularına dalmayı pek severmiş. Gün boyu o kadar çok uçar, o kadar çok neşe saçarmış ki, bazen öğle uykusuna daldığında, bulutlar ona adeta beşik olur, hafif hafif sallanırmış. Bu uykularında öyle güzel rüyalar görürmüş ki, kanatları rüyalarının renkleriyle daha da parlar, etrafa minik pırıltılar saçarmış. Bazen bir bulutun üzerine kıvrılır, minik bacaklarını karnına çeker, kanatlarını usulca kapatır, derin bir nefes alır, sonra da tatlı bir uykuya dalarmış. Çayırda oynayan minik fareler, ağaçta şarkı söyleyen kuşlar, hepsi Pırıltı’nın bulutlar arasındaki uykusuna hayranlıkla bakarmış. Pırıltı’nın her uykuya dalışında, gökyüzü daha bir aydınlanırmış sanki.
Bir sabah, Pırıltı çok neşeli uyanmış. Rüyasında, tüm çayırdaki çiçeklerin rengarenk bir şölene dönüştüğünü ve kendisinin de onlarla dans ettiğini görmüş. O kadar mutlu olmuş ki, kanatlarını hızla çırpmaya başlamış. "Fışşşş, fışşşş" diye bir ses yayılmış etrafa. Ama bir süre sonra, Pırıltı’nın kanatları yorulmaya başlamış, minicik bedeni titremeye başlamış. Oysa çayırın bir ucundan diğer ucuna gitmesi gerekiyormuş, çünkü en sevdiği papatya orada açmış. Pırıltı, yorgunluktan kanatlarını çırpamadan yere düşmekten korkmuş. Tam o sırada, yaşlı ve bilge bir baykuş, ağacın tepesinden Pırıltı’ya seslenmiş: "Küçük kelebek, neden bu kadar telaşlısın? Biraz dinlenmelisin, tıpkı benim gibi." Pırıltı, baykuşa bakmış ve yorgunluğunu hissetmiş. Baykuşun sözleri Pırıltı'ya annesinin ninnilerini hatırlatmış.
Pırıltı, bilge baykuşun sözünü dinlemiş ve en yakın bulutun üzerine konmuş. Yavaşça kanatlarını katlamış, minik bacaklarını içeri çekmiş ve gözlerini kapatmış. Bulutun yumuşaklığı onu sarmalamış, rüzgarın hafif esintisi "şıııırrr" diye ninni söylemiş sanki. Pırıltı, derin bir uykuya dalmış. Bu kez rüyasında, çayırdaki tüm hayvanların bir araya gelip kendisine yardım ettiğini görmüş. Tavşanlar havuçlarını paylaşmış, kuşlar en güzel şarkılarını söylemiş, sincaplar en lezzetli fındıklarını getirmiş. Pırıltı, bu rüyasında öyle huzurluymuş ki, uykusunda bile kanatları hafifçe parlamış. Neşeyle uyanmış, tüm yorgunluğu gitmiş, kendini tazelenmiş hissetmiş. Kanatları eskisi kadar güçlü, hatta daha da güçlüymüş sanki. Bulutlardan süzülerek aşağı inmiş, tüm çayıra neşe saçmış.
Pırıltı, o günden sonra ne zaman yorgun düşse, bulutlara sığınıp kısa bir şekerleme yapmayı alışkanlık edinmiş. Ve her uyandığında, daha neşeli, daha enerjik ve daha parlak kanatlarla geri dönmüş. Çayırdaki tüm dostları da Pırıltı'nın bu tatlı uykularından ilham almış, yorulduklarında dinlenmenin ne kadar önemli olduğunu anlamışlar. Çünkü dinlenmek, sadece bedeni değil, ruhu da beslermiş. Gökten üç mavi pırıltı düşmüş, biri minik kelebek Pırıltı'ya, biri dinlenmenin kıymetini bilen tüm canlılara, biri de bu güzel masalı dinleyen tüm uykucu çocuklara.
Paylaş
Tepkiniz Nedir?
Beğendim
17
Beğenmedim
5
Sevdim
12
Güldüm
4
Kızdım
2
Üzüldüm
1
Şaşırdım
4
