Nasreddin Hoca ile Kurnaz Tilki
Bağdan dönen Nasreddin Hoca'nın sepetindeki ballı üzümlere göz koyan Kurnaz Tilki, Hoca'yı kandırmak için ona övgüler yağdırır.
Bir varmış bir yokmuş... Akşehir'in bereketli bağlarında üzümlerin olgunlaştığı, rüzgarın tatlı tatlı estiği bir sonbahar akşamüzeriymiş. Bizim tonton, ak sakallı, koca kavuklu Nasreddin Hoca, emektar eşeği Karakaçan ile bağdan dönüyormuş. Heybesi, salkım salkım, güneş gibi parlayan sarı ve mor üzümlerle doluymuş.
Yol kenarındaki çalılıkların arasında, ormanın en kurnazı, turuncu tüylü, yeşil yelekli Tilki onları izliyormuş. Tilki'nin karnı guruldamış ve gözü Hoca'nın üzümlerine takılmış. "Hımm," demiş Tilki. "Bu Hoca çok iyi kalpli birine benziyor ama ben onu kurnazlığımla kandırıp o üzümleri almalıyım!"
Tilki hemen planını yapmış. Yola atlamış ve bir ayağını havaya kaldırıp sekerek yürümeye başlamış.
"Ah! Vah! Ayağıma diken battı! Yürüyemiyorum!" diye sızlanarak Hoca'nın önüne çıkmış.
Nasreddin Hoca eşeğini durdurmuş. "Hayrola Tilki Kardeş, neyin var?" diye sormuş.
Tilki, göz ucuyla üzüm sepetine bakarak, "Hocam, ayağım çok kötü. Bana şu üzümlerden biraz verirseniz belki iyileşirim," demiş.
Hoca, Tilki'nin gözünün ayağında değil, sepette olduğunu fark etmiş. Gülümsemiş:
"Vah vah! Ama Tilki Kardeş, üzüm ayağa sürülmez ki! Gel ben senin ayağına bakayım, dikeni çıkarayım."
Hoca aşağı inmeye yeltenince Tilki paniklemiş, numarası bozulmasın diye, "Yok yok Hocam! Geçti birden, mucize oldu!" diyerek ayağını yere basmış.
Tilki pes etmemiş. Bu sefer çalılıkların arkasına saklanıp sesini kalınlaştırmış ve korkutucu bir ses çıkarmaya çalışmış:
Ben bu yolun canavarıyım! Sepetini bırakmazsan geçemezsin!"
Karakaçan hiç umursamamış, otlamaya devam etmiş. Hoca kahkahayı basmış:
"Bre Tilki! Senin o ince sesinle canavar taklidi yapman, benim Karakaçan'ın bülbül gibi şakımasına benzer. Çık oradan da yüzünü görelim."
Tilki, utana sıkıla çalıların arasından çıkmış. Bakmış ki zorla veya yalanla olmuyor, son çare olarak "Övgü Numarası"nı denemeye karar vermiş. Kuyruğunu sallayarak Hoca'nın önüne geçmiş.
"Ooo! Hocam, kusura bakmayın şaka yaptım. Aslında ben sizin hayranınızım! Duyduğuma göre sesiniz o kadar güzelmiş ki, bir türkü söyleseniz bülbüller susarmış. Ne olur bir şarkı söyleyin de kulaklarımızın pası silinsin!"
Hoca bıyık altından gülmüş. Tilki'nin derdinin türkü değil, ağzını açınca düşecek üzümler olduğunu anlamış.
"Ya öyle mi Tilki Kardeş?" demiş Hoca. "Demek sesimi merak ediyorsun. Ama benim sesim üzüm yerken değil, üzüm ikram ederken açılır."
Hoca, eşeğinden inmiş. Heybesinden kocaman bir salkım üzüm çıkarmış. Tilki, "Aha! Kandırdım!" diye düşünürken Hoca konuşmuş:
"Bak Tilki," demiş. "Yaralı taklidi yapmana, canavar gibi bağırmana ya da yalandan beni övmene gerek yoktu. Karnın açsa, 'Hocam karnım aç' desen, ben sana zaten verirdim. Kurnazlık karın doyurur ama dost kazandırmaz. Dürüstlük en güzel anahtardır."
Hoca, üzüm salkımını Tilki'nin önüne koymuş. Tilki, hem utancından kızarmış hem de Hoca'nın bu karşılıksız iyiliği karşısında şaşırmış. Üzümleri "kıtır kıtır" yerken, yalandan numaralar yapmanın ne kadar gereksiz olduğunu anlamış.
Tilki, "Haklısın Hocam, özür dilerim. Üzümler çok tatlı ama senin dersin daha tatlıymış," demiş.
Hoca, Karakaçan'a binmiş ve "Deh!" demiş. O günden sonra Tilki, ormanda kimseyi kandırmaya çalışmamış, karnı acıkınca dürüstçe istemeyi öğrenmiş.
Gökten üç üzüm tanesi düşmüş: Biri zeki Nasreddin Hoca'ya. Biri dersini alan Tilki'ye. Biri de dürüstlüğün en güzel yol olduğunu bilen akıllı çocuklara.
Paylaş
Tepkiniz Nedir?
Beğendim
39
Beğenmedim
1
Sevdim
32
Güldüm
4
Kızdım
3
Üzüldüm
1
Şaşırdım
6
