Nasreddin Hoca ile Peynir Dağları
Peynir Dağları'nın Bilge Prensi, Nasreddin Hoca'nın torunu Prens Yavuz'un peynir ve domateslerle dolu bir macerasını anlatan eğitici ve eğlenceli bir masal.
Bir varmış bir yokmuş, uzak diyarların birinde, Peynir Dağları Krallığı diye bir yer varmış. Bu krallık, adını yemyeşil vadilerinde yükselen, peynir kalıplarına benzeyen devasa kayalıklarından alırmış. Krallığın şatosu, bembeyaz peynir taşlarından örülmüş gibi ışıl ışıl parlar, çatılarında ise kıpkırmızı domates motifleri bezeliymiş. Bu şatoda yaşayan Prens Yavuz, Nasreddin Hoca'nın torunuymuş ve dedesinden aldığı bilgelikle, her zaman neşeli ve düşünceli bir çocukmuş. Saçları rüzgarda uçuşan buğday başakları gibi altın sarısı, gözleri ise gökyüzünün en berrak mavisiymiş. Prens Yavuz, krallığının en büyük zenginliği olan peynir tarlalarını ve domates bahçelerini çok sever, her sabah erkenden kalkıp tarlalarda dolaşır, bitkilerle konuşur, toprağın kokusunu içine çekermiş. Onun en büyük özelliği, her şeyi bir bilmece gibi görmesi ve her soruna kendine has, akılcı bir çözüm bulmasıymış. Krallığın en güzel peynirleri ve en sulu domatesleri onun sayesinde yetişir, halkı da bu lezzetlerle mutlu mesut yaşarmış.
Günlerden bir gün, krallığın üzerine kara bulutlar çökmüş. Komşu krallıktan gelen Açgözlü Kral, Peynir Dağları'nın zenginliğini duymuş ve tüm peynirleri ile domatesleri ele geçirmek için ordusuyla yola çıkmış. Krallığın askerleri ne kadar uğraşsa da, Açgözlü Kral'ın ordusu kalabalıkmış ve şatoya doğru ilerlemeye başlamış. Şatodaki herkes telaş içinde ne yapacağını düşünürken, Prens Yavuz sakinliğini korumuş. "Vızzz vızzz" diye uçuşan arıların sesini dinlerken aklına parlak bir fikir gelmiş. Hemen aşçıbaşına ve bahçıvanlara haber salmış. "Bana en ekşi domatesleri ve en keskin kokulu peynirleri getirin!" diye emretmiş. Herkes şaşkınlıkla birbirine bakmış, ama prensin her zaman bir bildiği olduğunu bildikleri için itiraz etmemişler. Kısa süre içinde şatonun avlusu, keskin kokulu peynirlerle ve ekşi domateslerle dolup taşmış. Prens Yavuz, bu malzemeleri kullanarak büyük bir plan yapmaya başlamış.
Açgözlü Kral'ın ordusu şatonun kapısına dayandığında, Prens Yavuz'un planı devreye girmiş. Şatonun duvarlarından aşağıya, devasa peynir tekerlekleri yuvarlanmaya başlamış. Ancak bunlar sıradan peynirler değilmiş; içlerine en ekşi domates suları sıkılmış, keskin kokulu peynirlerin kokusu etrafa yayılmış. Askerler bu peynir tekerleklerinin kokusundan rahatsız olmuş, bazıları hapşırmaya başlamış, bazıları da gözlerini ovuşturmuş. Tam o sırada, şatonun yüksek kulelerinden dev sapanlarla ekşi domatesler fırlatılmaya başlanmış.
"Şakır şukur" diye düşen domatesler, askerlerin yüzlerine ve zırhlarına isabet etmiş. Ekşi domates suyu gözlerini yakmış, keskin peynir kokusu midelerini bulandırmış. Askerler ne olduğunu anlayamadan paniğe kapılmış, savaşmak yerine kaçışmaya başlamışlar. Açgözlü Kral, ordusunun bu komik yenilgisine inanamamış, utancından kıpkırmızı kesilerek geri çekilmek zorunda kalmış. Prens Yavuz'un zekası ve Nasreddin Hoca'dan miras aldığı bilgelik sayesinde Peynir Dağları Krallığı kurtulmuş. Halk, prenslerini omuzlarına alıp sevinç gösterileri yapmış.
Paylaş
Tepkiniz Nedir?
Beğendim
20
Beğenmedim
6
Sevdim
14
Güldüm
2
Kızdım
0
Üzüldüm
0
Şaşırdım
4
