Nasreddin Hoca ve Şekilli Yazı
Nasreddin Hoca, şehirdeki kuzenine çok havalı bir mektup yazmak ister.
Bir varmış bir yokmuş, evvel zaman içinde, kalbur saman içinde Akşehir'in neşeli sokaklarında, kavuğu kocaman, karnı tonton, aklı çok iyi çalışan Nasreddin Hoca yaşarmış. Bir gün Hoca, uzak bir şehirde yaşayan kuzenine mektup yazıp onu "Bahar Şenliği"ne davet etmek istemiş.
Hoca, kırtasiyeye gitmiş, en pahalı kağıdı ve en siyah mürekkebi almış. "Öyle bir mektup yazayım ki," demiş, "Görenler 'Vay be! Hoca ne kadar sanatçı ruhluymuş' desin."
Geçmiş masasının başına, başlamış yazmaya. Ama düz yazmak yerine harfleri kıvırmış, bükmüş, uzatmış, düğümlemiş. "A" harfini kuş gibi çizmiş, "B" harfini çiçek gibi yapmış. Yazı o kadar şekilli ve süslü olmuş ki, harfler birbirine girmiş, yazı adeta bir sarmaşık tarlasına dönmüş! Bir başkası için bu yazıyı okumak çok zor görünüyormuş.
Hoca eserine bakıp gururla, "İşte sanat budur!" demiş ve soluğu Postane'de almış.
Postane memuru, gözlüklü ve ciddi bakışlı Katip Efendi, mektubu eline almış. Gözlüğünü düzeltmiş, kağıdı ters çevirmiş, yan çevirmiş ama nafile! Bir türlü anlamamış.
"Hocam," demiş Katip Efendi, "Bu kağıtta ne yazıyor? Yazı o kadar süslü ki, karınca duası gibi, hiçbir şey okunmuyor!"
Hoca gülmüş: "İlahi Katip Efendi, bu sanat sanat! Okumak için değil, bakıp hayran kalmak için yazdım."
Katip Efendi başını kaşıyıp, "İyi de Hocam, adres de okunmuyor. Biz bunu nereye götüreceğiz? Şehir kocaman, mahalle çok. Bize bir ipucu lazım," demiş.
Sonra Katip Efendi, duvardaki haritayı göstermiş. "Bak Hocam, işler karışmasın diye artık her mahalleye 'Sihirli Rakamlar' verdik. Buna Posta Kodu denir. Eğer o rakamları yazarsan, yazın okunmasa bile mektup yolunu bulur."
Hoca şaşırmış. "Yahu benim sanatım yetmedi, bir de sayı mı ezberleyeceğiz?" demiş ama Katip Efendi'nin ciddi olduğunu görünce mektubu geri almış.
"Peki," demiş Hoca. "Sen oku bakalım şu yazdığımı, adresi hatırlıyor musun?"
Katip Efendi, "Hocam ben okuyamadım ki!" demiş.
Hoca kağıda bakmış, bakmış... Kendi yazdığını kendi de okuyamamış! O kadar süslemiş ki, "Gel" mi yazdı "Gelme" mi yazdı belli değilmiş.
Hoca kahkahayı basmış:
"Yahu Katip Efendi, ben bu mektubu kuzenime yazdım, kendime yazmadım ki! Ben okuyamasam da olur, o okusun!"
Etraftakiler gülüşmüş. Hoca sonunda hatasını anlamış. "Haklısın," demiş. "En güzel yazı, en anlaşılır olandır. "Hoca yeni bir kağıt almış. Bu sefer inci gibi, tane tane, düzgünce yazmış. En alta da Katip Efendi'nin söylediği 5 haneli Posta Kodunu kocaman eklemiş. Bu şekilde çok güzel bir mektup hazırlanmış ve yola çıkmaya hazırmış.
Sonunda mektup yola çıkmış. Posta kodu sayesinde postacılar hiç şaşırmadan, eliyle koymuş gibi kuzenin evini bulmuşlar. Kuzeni mektubu okuyunca çok sevinmiş ve ilk fırsatta yola koyulup şenliğe gelmiş.
Hoca o gün anlamış ki; süs püs güzeldir ama asıl önemli olan derdini doğru anlatabilmektir.
Gökten üç zarf düşmüş: Biri süslü yazmayı seven Hoca'ya. Biri işini iyi yapan Katip Efendi'ye. Biri de yazdığı yazıyı inci gibi okunaklı yazan akıllı çocuklara.
Paylaş
Tepkiniz Nedir?
Beğendim
25
Beğenmedim
25
Sevdim
26
Güldüm
9
Kızdım
15
Üzüldüm
1
Şaşırdım
4
