Zamanın Kıymeti Masalı
Zamanı durduran sihirli bir saat bulan Deniz, kaybolan bir dakikayı geri getirmek için cesur bir yolculuğa çıkıyor. Sabrı ve dürüstlüğü anlatan büyülü bir masal.
Bir varmış bir yokmuş, eski bir kasabanın daracık sokağında, vitrininde yüzlerce saatin tıkır tıkır işlediği minik bir tamirhane varmış. Bu tamirhanede yaşayan Deniz adında, kıvırcık kestane saçlı, gözlerinin önüne sürekli düşen bukleleri eliyle iten yedi yaşında bir çocuk yaşarmış. Deniz'in en sevdiği şey, dedesinden kalma o tozlu masada minicik çarkları, yayları ve akrep ile yelkovanları incelemekmiş. Öyle meraklıymış ki, bir saatin neden geri kaldığını anlayana dek pes etmez, mercekli gözlüğünü takıp saatlerce o küçücük dişlilere bakarmış.
Bir akşamüstü, tamirhanenin en karanlık rafında, yıllardır kimsenin dokunmadığı, üzeri kadife bir örtüyle kaplı pirinçten bir saat dikkatini çekmiş. Deniz örtüyü kaldırınca, gümüş kakmalı bu saatin üzerinde yıldız desenleri parıldıyormuş. Tam akrebini düzeltmek için kurmaya başlayınca, "tık" diye bir ses çıkmış ve birden bütün kasaba olduğu yerde kalakalmış! Pencereden geçen kuşlar havada asılı durmuş, çeşmeden akan su damlası tam düşeceği yerde donup kalmış, hatta annesinin söylediği şarkı bile yarıda kesilmiş. Deniz şaşkınlıkla saate bakmış; meğer bu, zamanı durdurabilen büyülü bir saatmiş. Ama tam o sırada, saatin içinden minik, ışıltılı bir varlık fırlamış: gümüş rengi pelerinli, kum saati biçiminde şapkalı bir Zaman Bekçisi'ymiş bu. "Eyvah!" demiş bekçi telaşla, "Sen yanlışlıkla kayıp bir dakikayı serbest bıraktın, onu geri bulmazsan kasaba sonsuza dek bu sessizlikte kalır!"
Deniz hiç korkmamış, çünkü meraklı kalbi yeni bir bilmece bulmuş gibi heyecanlanmış. Zaman Bekçisi onu elinden tutup saatin kadranının içine çekmiş; içeride dev çarklar, sarkaçlar ve altın renkli kum nehirleri akıyormuş. Kayıp dakikayı ararken, yolları sabırsız bir kum fırtınasıyla kesilmiş; fırtına "fırrr" diye eserek bütün yolu kapatmış. Bekçi, "Bu fırtına yalnızca acele edenlere engel olur, sabırla bekleyeni geçirir," demiş. Deniz derin bir nefes almış, telaşlanmadan kumların yatışmasını beklemiş ve fırtına ona yol vermiş. Sonunda, parıldayan bir köprünün ucunda titreyen, ürkek bir ışık kümesi bulmuşlar; işte kaçan dakika buymuş! Ama dakika, yaramaz bir kıvılcım gibi oradan oraya kaçıyor, bir türlü yakalanmıyormuş. Deniz onu zorla yakalamak yerine usulca elini açmış ve "Korkma, seni evine, doğru yerine götüreceğim," diye fısıldamış. Güven dolu bu sözlerle dakika, "şıp" diye Deniz'in avucuna konmuş.
Deniz, kayıp dakikayı saatin tam ait olduğu yuvasına nazikçe yerleştirmiş ve büyülü saat yeniden "tık" diye işlemeye başlamış. O anda kasaba canlanmış; kuşlar uçmuş, su damlası şıpırdayarak düşmüş, annesinin şarkısı kaldığı yerden devam etmiş. Zaman Bekçisi, Deniz'e teşekkür edip, "Sen aceleci olmadın, sabrettin ve dürüstçe davranıp dakikayı yerine koydun. İşte gerçek tamircilik budur," demiş ve gümüş bir parıltıyla saatin içine geri dönmüş. Deniz o günden sonra her tamir ettiği saate bu maceradan öğrendiği sabrı katmış. Çünkü anlamış ki, en kıymetli şey zamandır ve onu telaşla değil, dikkatle ve dürüstlükle değerlendirmek gerekir. Gökten üç ışıltılı kum tanesi düşmüş; biri sabırlı tamirci Deniz'e, biri yardımsever Zaman Bekçisi'ne, biri de masalımızı dinleyen, sabretmeyi ve dürüst olmayı bilen tüm uslu çocuklara.
Paylaş
Tepkiniz Nedir?
Beğendim
10
Beğenmedim
1
Sevdim
17
Güldüm
2
Kızdım
0
Üzüldüm
1
Şaşırdım
4
